Sülük, hacamat ve akupunktur gibi geleneksel yöntemlerle varis tedavisi sağlanması ve altta yatan damar hastalığının kalıcı olarak iyileştirilmesi tıbben mümkün değildir. Varis ve venöz yetmezlik, toplardamar kapakçıklarının işlevini yitirmesinden kaynaklanan tamamen mekanik ve anatomik bir yapı bozukluğudur. Cilt yüzeyinden yapılan sülük uygulaması, kupa vakumu veya iğne uyarıları bu bozuk iç mekanizmayı ya da genişlemiş damar duvarını fiziksel olarak onaramaz. Bu tür geleneksel yaklaşımlar yalnızca geçici bir rahatlık hissi sunarken, enfeksiyon ve şiddetli kanama gibi ciddi tıbbi riskler doğurur. Varis hastalığında kalıcı ve güvenli çözüm, hasarlı damarı içeriden kapatan ameliyatsız girişimsel radyolojik yöntemlerdir.
Bacaklarımızdaki Toplardamarlar Nasıl Çalışır ve Varis Hastalığı Neden Oluşur?
İnsan vücudundaki dolaşım sistemi, büyük oranda kusursuz bir mühendislik harikası gibi çalışır. Kalp, temiz ve oksijen açısından zengin kanı atardamarlar aracılığıyla en uç noktalara kadar pompalar. Dokularda kullanılıp oksijeni azalan bu kanın ise tekrar temizlenmek üzere toplardamarlar aracılığıyla kalbe geri dönmesi gerekir. Bacaklarımızdaki kanın kalbe dönebilmesi için yer çekimine tamamen zıt yönde, aşağıdan yukarıya doğru çok ciddi bir eforla taşınması zorunludur. Bacak toplardamarlarının içerisinde, kanın yalnızca yukarıya doğru akmasına izin veren ve geriye doğru akışı engelleyen tek yönlü kapakçık sistemleri bulunur.
Bizler yürürken veya hareket ederken baldır kaslarımız kasılır; bu kasılma damarları dışarıdan sıkıştırarak içerideki kanı bir pompa gibi yukarı doğru iter. Kaslar gevşediği anda ise bahsettiğimiz bu hassas kapakçıklar kapanır ve yukarı itilen kanın yer çekimi etkisiyle tekrar ayaklara doğru dökülmesini büyük oranda engeller. Çeşitli genetik yatkınlıklar, uzun saatler boyunca ayakta kalmayı gerektiren meslekler, hareketsiz yaşam tarzı, aşırı kilo artışı veya hamilelik gibi süreçler zamanla bu hassas kapakçıkların esnemesine ve tam kapanamamasına yol açabilir.
Kapakçıklar görevini yerine getiremediğinde, yukarı taşınması gereken kanın bir kısmı yer çekiminin etkisiyle geriye doğru sızmaya başlar. Tıp dilinde venöz reflü olarak adlandırılan bu sızıntı durumu kanın bacakların alt kısımlarındaki damarlarda göllenmesine neden olur. Biriken kanın damar duvarında yarattığı bu sürekli yüksek basınç, normal şartlarda oldukça ince ve esnek olan damar yapısını içeriden dışarıya doğru zorlar. Yıllar süren bu zorlanma sonucunda damar duvarı esner, uzar, kıvrımlı bir yapı halini alır ve cilt yüzeyinde gözle görülebilen, mavi veya mor renkli, kabarık varis oluşumları şeklinde karşımıza çıkar.
Klinik Açıdan Venöz Yetmezlik ve Varis Tablosu Aynı Durumu mu İfade Eder?
Günlük konuşmalarda bu iki terim genellikle birbirinin yerine kullanılsa da aslında aynı madalyonun iki farklı yüzünü temsil ederler. Venöz yetmezlik, damar içindeki kapakçıkların bozulması ve kanın geriye doğru sızmasıyla karakterize olan hastalığın dışarıdan pek görülmeyen ama asıl sorunu oluşturan temel hemodinamik bozukluğudur. Varis ise, bu hemodinamik bozukluğun ve yüksek basıncın yıllar içerisinde damar duvarında yarattığı tahribatın cilt yüzeyine yansıyan fiziksel bir sonucudur.
Yani çapı genişlemiş, kıvrımlı hale gelmiş ve gözle görülür şekilde kabarmış damarlar varis olarak tanımlanırken; bu damarların o hale gelmesine zemin hazırlayan altyapı sorunu venöz yetmezlik olarak adlandırılır. Bazen bir kişinin bacaklarında dışarıdan bakıldığında hiçbir belirgin damar genişlemesi veya kabarıklık görünmeyebilir, ancak iç kısımlarda yer alan derin veya yüzeyel ana damarlarda oldukça ilerlemiş bir venöz yetmezlik tablosu bulunabilir. Bu durum hastalığın sadece dış görünüşle değil içerideki fonksiyon kaybıyla değerlendirilmesi gerektiğini bizlere gösterir.
Tedavi Edilmeyen Varis Hastalığında Zamanla Hangi Belirtiler Ortaya Çıkabilir?
Damarlardaki bu genişleme sadece estetik bir sorun olarak algılanmamalıdır. Zaman içerisinde ilerleme eğilimi gösteren bu durum damar içindeki hidrostatik basıncın sürekli yüksek kalmasına neden olur. Basınç arttıkça kanın içindeki sıvı kısım ve hücreler damar dışına, çevre dokulara doğru sızmaya başlar. Bu sızıntılar, dokuların beslenmesini ve oksijen almasını zorlaştırarak yaşam kalitesini düşürebilen çok çeşitli şikayetlere yol açar.
Hastalığın ilerleyen evrelerinde bacaklarda gözlemlenebilen başlıca belirtiler şunlardır:
- Ağırlık
- Yorgunluk
- Kramplar
- Ödem
- Kaşıntı
- Renk
- Kuruluk
- Ülserler
Özellikle ayak bileğinin iç kısımlarında sızan kırmızı kan hücrelerinin parçalanmasıyla ortaya çıkan demir pigmentleri, ciltte kalıcı sayılabilecek kahverengi veya pas rengi lekelenmelere yol açabilir. Cildin beslenmesi ciddi oranda bozulduğunda ise en ufak bir çarpma veya travma sonucunda, iyileşmesi aylar sürebilen venöz ülser adı verilen yaralar açılabilir.
Halk Arasında Yaygın Olan Sülük (Hirudoterapi) Uygulaması Varis Hastalığını Çözebilir mi?
Toplumda, sülüklerin varisli damarların içindeki kirli kanı emerek o damarı temizlediği ve bu sayede hastalığın düzeleceği yönünde yaygın bir inanış bulunur. Ancak anatomik ve fizyolojik gerçekler bu inanışla örtüşmemektedir. Bacaklarımızda kirli kan adı verilen özel ve durağan bir birikim yoktur. Varisli bir damarın içindeki kan, vücudumuzun her noktasında dolaşan genel toplardamar kanının ta kendisidir; sadece o bölgedeki kapakçıklar bozuk olduğu için akış hızı yavaşlamış ve kan orada daha fazla göllenmiştir.
Uygulama sırasında bir sülük ortalama olarak sadece birkaç mililitre kan emme kapasitesine sahiptir. Dolaşım sisteminin sürekli olarak kan pompaladığı ve vücudumuzda litrelerce kan bulunduğu düşünüldüğünde, dışarıdan emilen bu çok küçük miktardaki kanın damar içindeki yüksek basıncı kalıcı olarak düşürmesi veya o damarı boşaltması mantıken mümkün değildir. Sülüğün çektiği kanın yerini, sistemik dolaşım anında yeni kanla doldurur.
Hastaların sülük uygulamasından sonra hissettikleri o geçici rahatlamanın sırrı, sülüğün emdiği kanda değil; ısırdığı bölgeye salgıladığı tükürüğün içeriğinde gizlidir. Sülük salgısında kanın pıhtılaşmasını oldukça güçlü bir şekilde engelleyen hirudin isimli bir madde, damarları geçici olarak gevşetmeye yarayan maddeler ve o bölgeyi uyuşturan lokal ağrı kesici enzimler bulunur. Bu biyoaktif maddeler cilt altına geçtiğinde ağrı algısı uyuşur ve damarlar bir süreliğine gevşeyerek basınç hissinin hafiflemesine yardımcı olur. Ancak bu durum geçici bir biyokimyasal etkileşimdir. Sülüğün salgısının, esnemiş damar duvarını daraltması veya bozulan mekanik kapakçıkları onarması fizyolojik olarak beklenmez.
Varisli Bölgelere Sülük Yaptırmanın Olası Riskleri Nelerdir?
Geçici bir rahatlama hissi uğruna başvurulan sülük uygulamaları, özellikle damar yapısı zaten ince ve hassas olan bireylerde çeşitli sağlık risklerini de beraberinde getirebilir. Sülüğün salgıladığı kan sulandırıcı maddelerin etkisi oldukça güçlüdür ve ısırma noktasından başlayan kanama uzun saatler boyunca devam edebilir. Zaten yüksek basınç altında iyice incelmiş olan damar duvarlarından kaynaklanabilecek bir kanama, kontrol altına alınması güç durumlar yaratabilir. Ayrıca hijyenik olmayan koşullar altında yapılan uygulamalarda sülüklerin kendi doğal florasında bulunan bakterilerin dokuya bulaşma ihtimali oldukça ciddiye alınmalıdır.
Varis hastalarında sülük uygulaması sonrasında karşılaşılabilecek olası riskler şunlardır:
- Kanamalar
- Enfeksiyonlar
- Selülit
- Alerjiler
- Skarlar
- Nodüller
Eğer sülükler steril ortamlarda yetiştirilmemişse veya aynı sülük farklı kişilerde birden fazla kez kullanılırsa, kan yoluyla bulaşabilen ciddi viral veya bakteriyel ajanların yayılmasına da zemin hazırlanmış olur. Bu nedenle bu tür uygulamaların damar hastalıkları üzerindeki risk profili oldukça yüksektir.
Hacamat (Yaş Kupa) Yöntemi Varis Ağrılarını Nasıl Maskeler ve Neden Kalıcı Çözüm Değildir?
Hacamat, cilt yüzeyinde negatif basınç yaratılarak bir vakum oluşturulması ve sonrasında cilde atılan yüzeysel çiziklerle cilt altındaki bir miktar kanın ve interstisyel sıvının dışarı alınması işlemidir. Varis sorunu yaşayan bazı kişilerin hacamat sonrasında bacaklarında geçici bir hafifleme hissetmelerinin sinirsel ve fizyolojik bazı açıklamaları mevcuttur.
Cilde uygulanan vakum ve ardından atılan ince kesiler, bölgedeki sinir uçlarında güçlü bir uyarım yaratır. Bu durum sinir sisteminde kapı kontrol teorisi olarak bilinen bir mekanizmayı devreye sokarak, varisli damarlardan kaynaklanan ve omuriliğe giden kronik ağrı sinyallerinin beyne ulaşmasını bir süreliğine baskılayabilir. Ayrıca vücut bu yüzeysel doku travmasına yanıt olarak doğal ağrı kesiciler olan endorfin ve serotonin gibi hormonların salınımını artırır.
Bunun yanı sıra kupa ile yaratılan vakum sayesinde cilt altındaki doku sıvısının ve hafif ödemin yeri geçici olarak değiştirilebilir veya bir kısmı dışarı alınabilir. Bu süreç o bölgedeki gerginliğin bir süreliğine azalmasına yardımcı olabilir. Fakat tüm bu süreçler, sülük uygulamasında olduğu gibi sorunun mekanik kökenini değiştiremez. Genişlemiş olan damar yatağı ve geriye kaçıran hasarlı kapakçıklar anatomik olarak aynı şekilde durduğu için, hormonların ağrı kesici etkisi azaldığında şikayetlerin eski haline dönmesi büyük bir olasılıktır.
Genişlemiş Varis Damarlarının Üzerine Hacamat Yaptırmanın Olası Tehlikeleri Nelerdir?
Normal şartlarda derin ve korunaklı dokularda bulunan damarların aksine, varisleşmiş damarlar yüksek basınçla birlikte cilt yüzeyine çok yaklaşmış, adeta balon gibi şişmiş ve duvarları mikroskobik düzeyde incelmiştir. Böylesine hassas ve yırtılmaya yatkın bir dokunun üzerine doğrudan vakum uygulamak ve ardından kesici aletlerle müdahale etmek tıbbi açıdan büyük tehlikeler barındırabilir.
Genişlemiş damarlar üzerinde hacamat yapılmasının olası tehlikeleri şunlardır:
- Kanamalar
- Yırtılmalar
- Tromboz
- Emboli
- Ülserler
- İltihaplar
- Lekelenmeler
Özellikle damar içindeki kan akışının yavaşlamasına bağlı olarak damar duvarına tutunmuş olabilecek ufak pıhtıların, vakumun yarattığı mekanik travma ile yerinden kopması en istenmeyen durumlardan biridir. Kopan bir pıhtının derin damar sistemine karışarak akciğerlere ulaşması, hayati tehlike oluşturabilecek son derece ciddi tablolar yaratabilir. Ayrıca beslenmesi zaten sorunlu olan bir cilt bölgesine atılan kesilerin iyileşmesi oldukça zorlaşabilir.
Akupunktur Uygulaması Varis Tedavisinde veya Belirti Yönetiminde İşe Yarar mı?
Vücudun belirli sinir yolları ve enerji hatları üzerine ince iğneler batırılarak yapılan akupunktur, merkezi sinir sistemini uyararak ağrı yönetimi sağlamayı hedefleyen köklü bir tamamlayıcı yöntemdir. Akupunktur iğneleri cilt altındaki belirli noktalara uygulandığında, beyindeki ağrı algısını yöneten merkezlerin uyarılmasına ve vücudun kendi iç ağrı kesici kimyasallarının salınımının artmasına destek olabilir.
Ancak varis söz konusu olduğunda, bu rahatsızlığın sinirsel bir hastalıktan ziyade yer çekimi ve bozulan kapakçık mekaniğiyle ilgili yapısal bir sorun olduğu unutulmamalıdır. Akupunktur, bacaklardaki ağırlık, sızı ve gerginlik gibi şikayetlerin kişinin merkezi sinir sistemi tarafından daha az algılanmasına yardımcı olarak geçici bir rahatlama süreci sunabilir. Fakat bozulan bir tesisat vanasının sinirsel uyarılarla tamir edilemeyeceği gibi, geriye doğru kan kaçıran venöz kapakçıkların da iğne uyarımıyla eski anatomik yapısına kavuşması genel tıbbi beklentiler arasında yer almaz. Bu nedenle kalıcı bir toparlanma süreci için daha mekanik ve doğrudan damarı hedef alan girişimlere ihtiyaç duyulur.
Girişimsel Radyoloji Uzmanları Varis Tedavisinde Hangi Modern Yolları İzler?
Günümüzde damar hastalıklarının yönetiminde en çok başvurulan ve hasta konforunu ön planda tutan branşlardan biri Girişimsel Radyoloji’dir. Girişimsel radyoloji, ultrason ve anjiyografi gibi gelişmiş tıbbi görüntüleme sistemlerini birer kılavuz olarak kullanarak, vücutta büyük cerrahi kesiler açmaya gerek kalmadan tedavi imkanı sunmaya odaklanır. Adeta bir gözlem aracı gibi kullanılan ultrason sayesinde, iğne ucu kadar küçük giriş noktalarından hastalıklı bölgelere ulaşılması hedeflenir.
Tedavi sürecinin en önemli ve belirleyici adımı teşhis aşamasıdır. Hastalar, kanın yer çekimi karşısındaki hareketini en doğru şekilde görebilmek adına mutlaka ayakta dururken renkli Doppler ultrasonografi ile değerlendirilir. Ultrason probu yardımıyla bacağın iç kısımlarındaki derin ve yüzeyel toplardamar haritası detaylı bir şekilde çıkarılır. Hangi kapakçığın nerede görevini yapamadığı, kaçak miktarının ve süresinin ne boyutta olduğu saniyeler içinde ölçülerek tespit edilebilir. Eğer kan belirli bir sürenin üzerinde geriye doğru kaçıyorsa, o damarın artık sağlıklı çalışmadığı ve vücut için bir yük haline geldiği anlaşılır. Bu haritalandırma sonucunda kişiye en uygun olan ameliyatsız tedavi protokolü planlanır.
Ameliyatsız Lazer ve Radyofrekans Yöntemleri (EVLA/RFA) Varis Hastalığında Nasıl Uygulanır?
Uluslararası tıbbi standartlara göre yüzeyel ana damar yetmezliklerinde günümüzde en çok tercih edilen yöntemlerin başında ısı enerjisi kullanan Endovenöz Lazer (EVLA) ve Radyofrekans (RFA) ablasyon teknikleri gelir. Bu yöntemler geçmişte uygulanan ve hastanede yatış gerektiren açık cerrahi operasyonlara kıyasla çok daha konforlu bir iyileşme süreci sunmayı amaçlar.
İşlem genellikle hasta uyanıkken ve lokal anestezi koşullarında gerçekleştirilir. Ultrason ekranı takip edilerek diz seviyesinden veya baldır kısmından sorunlu damarın içine çok ince bir iğne aracılığıyla girilir. Lazer ışını üreten esnek bir cam fiber veya radyo dalgaları ileten ince bir kateter, damarın içinden kasık bölgesine kadar ilerletilir. Isı enerjisinin çevre dokulara zarar vermesini engellemek adına damarın etrafı özel bir anestezi sıvısı ile sarılarak bir nevi yalıtım yastığı oluşturulur. Buna tümesan anestezi adı verilir.
Hazırlık aşaması tamamlandığında enerji aktif hale getirilir ve kateter damar içinde yavaşça geriye doğru çekilir. Uygulanan kontrollü ısı enerjisi, esnemiş ve hastalıklı damar duvarının büzüşerek kendi üzerine kapanmasına yardımcı olur. İçi boşalan ve kapanan bu problemli damarın zamanla vücut tarafından emilerek büyük oranda kaybolması beklenir. Bu hasarlı yol kapandığında, kan dolaşımı bacağın derinlerindeki diğer sağlıklı damarlara yönlendirilerek sistemin daha verimli çalışması amaçlanır.
Damar Yapıştırıcısı ve Mekanokimyasal Yöntemler Varis Tedavisinde Hangi Avantajları Sunabilir?
Isı enerjisi kullanımının tercih edilmediği veya anatomik olarak uygun görülmediği bazı hasta gruplarında termal olmayan modern yöntemler devreye girebilmektedir. Bunların arasında en çok bilineni, biyolojik doku yapıştırıcısı olarak da adlandırılan VenaSeal yöntemidir. Bu işlemde damar çevresine yalıtım sıvısı verilmesine genellikle gerek duyulmaz.
Sadece giriş noktası hafifçe uyuşturulur ve kateter yardımıyla yetmezlikli damarın içine, tıbbi kullanıma uygun oldukça güçlü bir yapıştırıcı madde zerk edilir. Dışarıdan uygulanan hafif bir baskı ile damar duvarlarının saniyeler içinde birbirine yapışarak kapanması hedeflenir. Benzer şekilde mekanokimyasal ablasyon (MOKA) yönteminde de damar içine yerleştirilen kateterin ucundaki dönen ince bir tel, damar duvarını fiziksel olarak uyarırken aynı anda damarı kurutan bir ilaç enjekte edilir.
Isısız olarak uygulanan bu yeni nesil yöntemlerin hastalar açısından sunduğu başlıca potansiyel avantajlar şunlardır:
- Konfor
- Ağrısızlık
- Hız
- Estetik
- Pratiklik
Özellikle ısıya bağlı oluşabilecek en ufak bir doku veya sinir etkileşimi riski istenmediğinde, bu termal olmayan seçenekler girişimsel işlemler arasında önemli bir alternatif olarak değerlendirilir.
Kılcal ve Orta Boy Varislerde Köpük Tedavisi Nasıl Bir Etki Gösterir?
Ana kaçak kaynağını oluşturan büyük damarlar kapatıldıktan sonra veya sadece cilt yüzeyinde yerleşim gösteren daha ince boyutlu kılcal damar genişlemelerinde, skleroterapi adı verilen yöntem sıklıkla tercih edilir. Bu yöntem damar iç yüzeyini kurutucu özelliğe sahip olan özel bir ilacın oldukça ince uçlu iğneler yardımıyla doğrudan genişlemiş damarlara verilmesi esasına dayanır.
İlaç bazen sıvı olarak verilebilse de özel bir teknikle hava veya uyumlu gazlarla karıştırılarak tıpkı bir tıraş köpüğü kıvamına getirilmesi uygulamanın verimliliğini artırabilir. Köpük formundaki ilaç damar içine sıkıldığında, kanı iterek damar duvarına çok daha geniş bir yüzeyde ve sıkıca temas eder. Bu temas sonucunda damar duvarı tahriş olur, birbirine yapışır ve kan akışı o bölgede kesilir. İşlem gören kılcal damarların zamanla silikleşmesi ve büyük oranda ortadan kalkması beklenir. Önemli olan nokta, bacakta içeriden gelen büyük bir basınç kaçağı varsa, öncelikle lazer veya benzeri yöntemlerle ana sorunun halledilmesi ve ardından köpük tedavisinin tamamlayıcı bir adım olarak uygulanmasıdır. Bu kombine yaklaşım işlemin başarısını oldukça artıran bir stratejidir.
Girişimsel Radyolojik Varis Tedavisi Sonrası İyileşme Sürecinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Girişimsel radyolojinin sunduğu bu ameliyatsız tedavi seçeneklerinin en cazip yönlerinden biri, hastaların günlük yaşantılarından uzun süre kopmak zorunda kalmamalarıdır. Yapılan işlemler genellikle klinik şartlarında ayakta tamamlanır ve hastalar işlemden çok kısa bir süre sonra yürüyerek merkezden ayrılabilirler. Ancak uygulanan tedavinin kalıcı olmasına destek vermek ve iyileşme sürecini konforlu geçirmek adına hekimlerin önerdiği bazı rutin adımlar bulunur.
İşlem sonrasında iyileşme sürecini desteklemek amacıyla önerilen başlıca adımlar şunlardır:
- Yürüyüş
- Hareket
- Kompresyon
- Çoraplar
- Kontroller
- Egzersiz
- Sıvı
- Nemlendirme
İşlem sonrasında kapanan damarın etrafındaki dokunun desteklenmesi ve oluşabilecek hafif ödemin dağıtılması amacıyla belirli bir süre varis çorabı giyilmesi sıklıkla önerilen bir uygulamadır. İstirahat edip sürekli yatmak yerine baldır kaslarını çalıştıracak düzenli yürüyüşler yapmak, kan dolaşımının yeni sisteme çok daha hızlı adapte olmasına büyük katkı sağlayacaktır. Belirli aralıklarla yapılacak olan ultrason kontrolleriyle de işlemin başarısı takip edilir ve varis hastalığı yönetilebilir, çözülebilir bir sağlık sorunu olarak geride bırakılmaya çalışılır.
Sıkça sorulan sorular

Dr. Ali Yurtlak, 1996 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş ve radyoloji uzmanlık eğitimini İstanbul Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamlamıştır. Girişimsel Radyoloji alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Dr. Yurtlak, minimal invaziv ve anjiyografik tedavilerde uzmanlaşmıştır.
Kariyeri boyunca 5000’den fazla hastaya başarılı tedavi uygulamış, 3500’ü aşkın girişimsel işlem gerçekleştirmiştir. Günümüzde BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nde aktif olarak görev yapan Dr. Yurtlak, damar ve organ hastalıklarında tanısal ve tedavi amaçlı girişimsel radyolojik yöntemlerle hastalarına modern, güvenli ve etkili çözümler sunmaktadır.

