Kahve içmek varis hastalığına iyi gelmez ve genişleyen damarları kalıcı olarak tedavi etmez. Birçok kişi kahve tükettikten sonra bacaklarındaki şişliğin azaldığını ve damarlarının küçüldüğünü hissetse de bu durum sadece vücuttaki anlık sıvı değişimlerinin yarattığı geçici bir yanılsamadır. Kahve, toplardamarlarda oluşan mekanik kapakçık yetmezliğini yapısal olarak iyileştirici bir güce sahip değildir. Aksine, aşırı tüketildiğinde bacaklardaki dolaşım konforunu olumsuz etkileyerek ağrı ve kramp gibi rahatsızlıkları tetikleyebilir. Dolayısıyla varis şikayetlerinden kurtulmak için kahveden medet ummak yerine, sorunun kaynağına yönelik tıbbi ve teknolojik çözümlere odaklanmak gerekir.
Kahve Tüketimi Kan Dolaşımını ve Varis Oluşumunu Nasıl Etkiler?
Kahvenin ana etken maddesi olan kafein, sinir sistemini ve kan dolaşımını hızlı bir şekilde etkileyebilen güçlü bir uyarıcıdır. Vücuda girdiği andan itibaren sindirim sisteminden emilerek doğrudan kana karışır ve saniyeler içinde tüm dolaşım ağına ulaşır. Kafeinin damarlar üzerinde yarattığı en bilindik fizyolojik tepki, damar çeperlerini daraltmasıdır. Ancak burada kan dolaşım sistemimizin anatomik yapısındaki kritik bir ayrımı göz önünde bulundurmak gerekir. Kalbimizden pompalanan temiz kanı dokulara ulaştıran atardamarlarımız ile dokularda kirlenen kanı tekrar kalbe geri taşıyan toplardamarlarımız birbirinden oldukça farklı yapılardır. Kafeinin tansiyonu yükselten ve damarları kasarak daraltan etkisi neredeyse bütünüyle atardamarlar üzerinde görülür. Atardamarların duvarlarında oldukça kalın ve güçlü bir kas tabakası bulunur; uyarıldıklarında güçlü bir şekilde kasılabilirler. Varis hastalığının ortaya çıktığı yer ise atardamarlar değil toplardamarlardır. Toplardamarların etrafında atardamarlardaki gibi güçlü bir kas katmanı bulunmaz; onlar daha çok kanı depolamaya yönelik, esnek ve ince duvarlı damarlardır.
Bu anatomik farklılık nedeniyle, kahve içtiğinizde kafein atardamarlarınızı hızla kasıp kan basıncınızı yükseltirken, bacaklarınızdaki o genişlemiş varisli toplardamarlarda iyileştirici bir daralma yaratma gücüne sahip olamamaktadır. Atardamarlardaki basınç artışı genel kan dolaşımının dinamiğini değiştirdiğinden, yerçekimine karşı kanı yukarı taşımakta zaten zorlanan hasta toplardamarlara ekstra bir yük bile bindirebilir. Tansiyon yükseldiğinde kılcal damar seviyesinde süzülme basıncı artış gösterir ve bu durum doku arasına sıvı kaçışını tetikleyerek toplardamar sistemini yorabilir. Bu yüzden kafeinin büzücü etkisinin hastalıklı damarları onaracağını düşünmek anatomik gerçeklerle pek örtüşmemektedir.
Aşırı Kahve İçmek Varis Şikayetlerini Artırır mı?
Günde tüketilen bir ya da iki fincan kahvenin, dolaşım sistemi sağlıklı olan bireylerde doğrudan yeni bir varise yol açtığı söylenemez. Yetişkin bir bireyin günlük olarak tüketebileceği belirli bir kafein sınırı vardır ve bu sınırlar içinde kalındığında vücut bu uyarıcıyı kolaylıkla tolere eder. Fakat kahve içme alışkanlığı aşırıya kaçtığında, toplardamar sistemi bu durumdan dolaylı yollarla oldukça olumsuz yönde etkilenebilir. Vücut sürekli bir uyarılma durumunda kalır, kalp atım hızı artar ve sistemik tansiyonda dalgalanmalar meydana gelir. Kişinin genetiğinde varise yatkınlık varsa, mesleği gereği uzun saatler boyunca ayakta kalıyorsa veya fazla kilosu bulunuyorsa, artan bu dolaşım basıncı alt bacaklardaki toplardamarları mekanik olarak zorlamaya başlar.
Daha da yorucu olan durum ise kahvenin vücutta yarattığı sıvı atıcı etkinin telafi edilmemesidir. Gün içinde yüksek miktarda kahve tüketen bireyler çoğunlukla yeterli su içmeyi ihmal ederler. Vücut sürekli olarak sıvı kaybettiğinde, damarların içinden akan kanın plazma adı verilen sıvı kısmı azalmaya başlar. Sıvı azaldıkça hücrelerin yoğunluğu artar ve kan koyulaşır. Akışkanlığı azalan ve viskozitesi artan bu koyu kan, yerçekimine karşı yukarı pompalanmakta büyük zorluk çeker. Koyu kan, kapakçıkları bozulduğu için zaten kaçak yapan genişlemiş damarların içinde daha kolay göllenir. Bu durağanlaşma bacaklarda dokuların oksijensiz kalmasına ve rahatsız edici hislerin tetiklenmesine ortam hazırlar.
Bu kan göllenmesinin sonucunda hastaların bacaklarında hissettiği bazı yaygın belirtiler şunlardır:
- Ağrı
- Şişlik
- Gerginlik
- Karıncalanma
- Yanma
- Ağırlık
- Yorgunluk
- Kramplar
Özellikle geceleri hastaları uykusundan uyandırabilen kas krampları, dolaşımın yavaşladığının önemli sinyalleri arasındadır. Sadece bacaklarla sınırlı kalmayan bu yavaşlamış kan akışı, vücudun diğer bölgelerindeki hassas damar ağlarını da zorlayarak farklı rahatsızlıkların şiddetlenmesine neden olabilir. Dolayısıyla varis problemi olan kişilerin kahve tüketimini makul seviyelerde tutmaları ve ekstra su içerek kanın akışkanlığını desteklemeleri büyük önem taşır.
Varis Kremleri, Kahve Telvesi veya Sülük Uygulamaları Varisi Geçirir mi?
Günümüzde bilgiye ulaşımın kolaylaşmasıyla tıp dışı geleneksel yöntemlerin yaygınlığı da artış göstermektedir. Pek çok kişi, bacaklarındaki görüntüyü ve ağrıyı sadece cildin dışından uygulanan yöntemlerle çözebileceğine inanarak zaman harcayabilmektedir. Kahve telvesiyle bacaklara masaj yapmak, o bölgedeki cilt yüzeyinde kan akışını anlık olarak hızlandırabilir ve derideki ölü hücreleri uzaklaştırabilir. Eczane veya aktarlardan alınan varis kremleri, jelleri ve losyonları da içerdikleri nane, mentol veya at kestanesi gibi bitkisel moleküller sayesinde bacaklarda serinletici bir etki bırakır. Hasta kremi sürüp bacaklarını dinlendirdiğinde geçici bir rahatlama hissi yaşar. Ancak ne kahve telvesi ne de kremler, cildin alt katmanlarına geçerek hastalanmış, esnemiş ve yapısı bozulmuş bir damar duvarını onarma yeteneğine sahip değildir. Damarın içinde bozulan ve kanı geriye kaçıran küçük kapakçıklar dışarıdan sürülen bir kremle tamir edilemez.
Toplumda tedavi edici olduğuna inanılan ancak asıl sorunu çözme ihtimali oldukça düşük olan uygulamalar aşağıdaki gibidir:
- Kremler
- Jeller
- Losyonlar
- Sülük
- Hacamat
- Masaj
- Yağlar
Sülük ve hacamat gibi yöntemler cilt altında toplanan durgun kanı çekerek o bölgedeki doku basıncını bir süreliğine hafifletebilir. Sülüğün salgıladığı bazı enzimler o an için bacağı rahatlatabilir. Fakat bu uygulamalar kanı yukarı iten sistemi yapısal olarak düzeltmez. Bozulan kapakçık yerinde durduğu sürece, hasta ayağa kalktığında o damar tekrar kanla dolmaya eğilim gösterir ve benzer şikayetler yeniden başlar. Bilimsel dayanaktan yoksun bu tür denemeler, asıl tedavi edilmesi gereken uygun zamanın kaçırılmasına ve hastalığın daha karmaşık bir aşamaya ilerlemesine zemin hazırlayabilir.
Varis Neden Oluşur ve Zaman İçinde Nasıl İlerler?
Hastalığın neden sadece dışarıdan uygulanan maddelerle düzelemeyeceğini kavramak için bacaklardaki kan dolaşımının çalışma prensibini bilmek oldukça faydalıdır. Kalbimiz her kasıldığında oksijenle dolu temiz kanı atardamarlar vasıtasıyla vücudun en uç noktalarına kadar saniyeler içinde ulaştırır. Bu iniş nispeten kolaydır çünkü yerçekimi bu yönde hareketi destekler. Asıl zorlu süreç görevi biten bu kanın temizlenmek üzere tekrar kalbe dönmeye çalışmasıyla başlar. Aşağıdan yukarıya, yerçekimine zıt olarak çıkılması gereken uzun bir yol mevcuttur. Bacaklardaki baldır kasları, her adım atıldığında tıpkı ikinci bir kalp gibi kasılarak toplardamarların üzerine baskı yapar ve içindeki kanı yukarıya doğru pompalar. Kan yukarı çıkarken yerçekimi etkisiyle geriye düşmesin diye, toplardamarların içinde şemsiye gibi açılıp kapanan minik kapakçıklar yer alır.
Genetik yatkınlık, yaşın ilerlemesiyle dokuların esnekliğini kaybetmesi, hamilelik dönemlerinde artan karın içi basıncı, aşırı kilo veya meslek gereği gün boyunca sürekli ayakta durmak gibi etkenler bu kapakçıkların yapısına zamanla zarar verebilir. Kapakçıklar kapanmamaya başladığında, yukarı pompalanan kanın bir kısmı sürekli olarak aşağıya doğru geri kaçmaya başlar. Tıp biliminde venöz yetmezlik olarak tanımlanan bu durum bacak damarlarında ciddi bir iç basınç birikmesine neden olur. Toplardamarlar ince yapılı oldukları için bu kronik yüksek basınca karşı koymakta zorlanırlar. İçlerindeki basınç arttıkça çeperleri zayıflar, damar bir balon gibi esnemeye, çapı genişlemeye ve bulunduğu alana sığamayarak kıvrımlaşmaya başlar. Cilt dışından görülen mor renkli kıvrımlı yapılar işte bu basınçtan formu bozulmuş damarlardır. Durum kendi haline bırakıldığında, yıllar içinde göllenen kan dokulara sızarak ayak bileklerinde inatçı şişlikler oluşturabilir. Cilt altında biriken pigmentler derinin renginin kararmasına ve sertleşmesine neden olabilir. İleri aşamalarda ise beslenemeyen bu dokularda kapanması aylar sürebilen derin bacak yaraları açılabilir. Genişlemiş damarların içinde kan akışının çok yavaşlaması pıhtılaşma riskini de artırabildiği için, zamanında doğru yöntemlerle müdahale edilmesi sağlığın korunması adına önemlidir.
Ameliyatsız Varis Tedavisi Mümkün müdür?
Çok da uzak olmayan bir geçmişe kadar varis teşhisi konan hastaların tedavisi için önlerindeki en yaygın seçenek klasik açık cerrahi yöntemlerdi. Narkoz altında yapılan, hastanede yatış gerektiren ve kasıktan ayak bileğine kadar açılan kesilerle hastalıklı damarın vücuttan sökülüp çıkarıldığı bu işlemler hastalar için oldukça zahmetliydi. Ameliyat sonrasında bacaklarda oluşan büyük morluklar, kanamalar ve uzun dinlenme süreleri pek çok insanı tedaviden uzaklaştırıyordu. Fakat modern tıbbın, özellikle de girişimsel radyoloji alanının geliştirdiği ileri görüntüleme teknolojileri sayesinde, günümüzde geniş kesiler, dikişler ve genel anestezi gerektirmeyen ameliyatsız tedavi seçenekleri rutin olarak kullanılabilir hale gelmiştir.
Bu yeni nesil tedavilerde amaç sorunu yaratan damarı vücuttan çekip çıkarmak yerine, doğrudan damarın içine girilerek hastalıklı bölümün içeriden iptal edilmesidir. İşlem tamamen yüksek çözünürlüklü renkli ultrason eşliğinde, görerek ve milimetrik ölçümler yapılarak gerçekleştirilir. Doktor ultrason ile hastanın bacağındaki damar yollarını detaylıca haritalandırır. Sadece lokal olarak uyuşturulmuş ince bir iğne deliğinden girilerek hedeflenen damara ulaşılır. Bazen hastalar arasında, hastalıklı damarın ileride yapılabilecek olası bir kalp ameliyatında yedek damar olarak saklanması gerektiği yönünde eksik bilgiler dolaşır. Halbuki kapakçıkları bozulmuş, esnemiş ve yapısı tamamen bozulmuş bir damar, kalbe bypass için kullanılamaz düzeydedir. Kalp cerrahlarının kullanacağı damarın çapının düzgün, esnek ve kapakçıklarının sağlıklı olması şarttır. Dolayısıyla hastalıklı bir damarı bacakta tutmanın geleceğe dönük bir faydası bulunmaz. Modern yöntemlerin en büyük faydası, ultrason yardımıyla sadece hasarlı kısımları hedef alması ve çevredeki sağlıklı toplardamarları koruyarak dolaşımın doğal akışını bulmasına büyük oranda yardımcı olmasıdır.
Lazer ve Radyofrekans ile Varis Tedavisi Nasıl Uygulanır?
Günümüzde ameliyatsız tedaviler arasında en çok uygulanan ve uzun dönem başarı oranları yüksek olan yöntemler ısı enerjisi kullanılan tekniklerdir. Endovenöz lazer ablasyon ve radyofrekans ablasyon olarak adlandırılan bu yöntemlerin çalışma prensibi, hastalıklı damar duvarını kontrollü bir şekilde içeriden ısıtarak büzüştürmek ve o damardan geçen kaçak akımı durdurmaktır. İşlem sırasında kişinin uyutulmasına gerek kalmaz; uygulama yapılacak bacak lokal anestezi ile uyuşturulur ve hasta işlemi genellikle çok rahat bir şekilde tamamlar.
Lazer yönteminde, ultrason rehberliğinde iğne deliğinden damarın içine ince ve esnek bir lazer fiberi yerleştirilir. Bu fiber, kaçağın başladığı noktaya kadar ilerletildikten sonra yavaş yavaş geri çekilirken ucu yüksek ısı enerjisi üretir. Bu ısı saniyeler içinde damarın iç tabakasını etkileyerek damarın büzülmesini ve kapanmasını sağlar. Radyofrekans tekniği de süreç olarak oldukça benzerdir, sadece ısıyı oluşturmak için radyofrekans dalgaları üreten bir kateter sistemi kullanılır.
İşlemin konforunu sağlayan en önemli adım tümesan anestezi uygulamasıdır. Doktor, damarın içine ısıyı vermeden hemen önce, ultrason eşliğinde hedef damarın etrafına özel bir anestezi karışımı zerk eder. Bu sıvı damarın çevresini adeta koruyucu bir su yastığı gibi sarar. Anestezi sıvısı bölgeyi derinlemesine uyuşturarak içerideki ısının hissedilmesini engellemeye çalışır. Aynı zamanda damarı dışarıdan sıkıştırıp daraltarak uygulanan enerji kaynağıyla daha iyi temas etmesini destekler ve ısının çevre dokulara yayılmasını büyük ölçüde önler. Vücut, kapatılan bu damarı zaman içinde işlevsiz bir doku olarak algılar ve doğal yollarla eriterek yok edebilir.
Isı Kullanılmayan Yeni Nesil Varis Tedavileri Nelerdir?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hastaların konforunu merkeze alan çok daha ileri düzey çözümler de kullanıma girmektedir. Isı enerjisi uygulanan tedavilerdeki anestezi sıvılarına bir alternatif olarak ısı kullanılmayan yeni nesil yöntemler geliştirilmiştir. Bu teknikler, bacaklarında iğne girişine tahammül edemeyenler veya damar yapısı sinirlere aşırı yakın seyreden hastalar için önemli bir kolaylık sunar.
Bu yöntemlerin başında tıbbi zamk, yani biyoyapıştırıcı sistemleri gelir. İşlemde ultrason eşliğinde aynı ince delikten damarın içerisine girilir. Özel bir kateter yardımıyla insan dokusuyla uyumlu güçlü bir tıbbi yapıştırıcı damar duvarlarına belli aralıklarla bırakılır. Doktor bir yandan dışarıdan bacağa hafifçe baskı uygular. Bu baskı sayesinde damarın iki duvarı birbirine yapışır. Isı enerjisi kullanılmadığı için tümesan anestezi sıvısının enjekte edilmesine gerek duyulmaz. Bacakta yanık veya ısıya bağlı sinir zedelenmesi riski genellikle yaşanmaz.
Bir diğer ısı kullanılmayan yöntem ise mekanik ve kimyasal etkinin bir arada kullanıldığı cihaz teknolojisidir. Bu sistemde damar içerisine gönderilen özel tel, ucunda hızla dönerek damarın iç duvarını çok hafifçe aşındırır. Bu aşınma esnasında eş zamanlı olarak damarı kapatacak olan özel bir ilaç püskürtülür. Damar duvarının fiziksel olarak uyarılmış olması, püskürtülen ilacın dokuya daha güçlü bir şekilde etki etmesini sağlayarak damarın kapanmasını destekler. Isı enerjisi içermediği için uyuşturucu iğnelere çok fazla ihtiyaç duyulmadan oldukça konforlu bir şekilde tamamlanabilmektedir.
Varis Tedavisi Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
Ameliyatsız yöntemlerin ön plana çıkmasının önemli bir nedeni, işlem sonrasındaki rahat ve kesintisiz iyileşme sürecidir. Saatlerce yatakta dinlenmek veya uzun dikiş iyileşmeleri beklemek büyük oranda tarihe karışmıştır. Ancak uygulanan yöntem ne kadar teknolojik olursa olsun, sonucun kalıcılığını desteklemek hastanın işlem sonrası dönemde hekim önerilerine uymasına bağlıdır. Operasyon odasından çıkıldığında hastadan genellikle hemen ayağa kalkması ve belli bir süre tempolu yürümesi istenir. Yürüyüş, baldır kaslarını pompalayarak derin damarlardaki kanın akışını hızlandırır ve kapatılan yüzeyel damardan derine bir pıhtı geçişi ihtimalini düşürmeye çalışır.
Doktorunuz uygulanan işlemin özelliğine göre damarın yapışmasını desteklemek amacıyla ilk günlerde bacağa bandaj yapabilir ya da uygun basınçlarda varis çorabı kullanmanızı önerebilir. Bu süre hastanın durumuna ve yönteme göre birkaç gün ila birkaç hafta arasında değişebilir. Vücudun kapatılan damarı kalıcı şekilde yara izine dönüştürmesi zaman alan doğal bir iyileşme döngüsüdür.
Bu döngü içerisinde damarların aşırı gevşemesini ve basıncın artmasını engellemek için kaçınılması gereken bazı temel aktiviteler şunlardır:
- Hamam
- Sauna
- Kaplıca
- Güneşlenme
- Solaryum
- Sıçrama
- Ağırlık
Özellikle sıcak ve buharlı ortamlar damarların genişlemesine yol açtığı için yeni kapatılmış damarın zorlanarak açılma ihtimalini doğurabilir. Karın içi basıncını yükselten ağır egzersizler de ilk haftalarda dolaşım sistemini yorabilir. Bunun yerine hafif tempolu yürüyüşler, bacakları çok zorlamayan bisiklet egzersizleri ve ufak iğne yerleri kapandıktan sonra başlanacak yüzme antrenmanları dolaşımı en güzel destekleyen sporlar arasındadır. Dinlenirken ayakların altına yastık koyarak kalp seviyesinden biraz yüksekte tutmak da ödemin atılmasını hızlandıracaktır. Planlanan aralıklarla yapılan kontroller sayesinde tedavinin gidişatı değerlendirilir ve hastalar günlük hayatlarına çok daha konforlu bir şekilde devam edebilirler.
Sıkça sorulan sorular

Dr. Ali Yurtlak, 1996 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş ve radyoloji uzmanlık eğitimini İstanbul Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamlamıştır. Girişimsel Radyoloji alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Dr. Yurtlak, minimal invaziv ve anjiyografik tedavilerde uzmanlaşmıştır.
Kariyeri boyunca 5000’den fazla hastaya başarılı tedavi uygulamış, 3500’ü aşkın girişimsel işlem gerçekleştirmiştir. Günümüzde BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nde aktif olarak görev yapan Dr. Yurtlak, damar ve organ hastalıklarında tanısal ve tedavi amaçlı girişimsel radyolojik yöntemlerle hastalarına modern, güvenli ve etkili çözümler sunmaktadır.

