Embolizasyon tedavisi, hastalıklı bir organı besleyen veya aktif olarak kanayan sorunlu damarların, ileri görüntüleme teknolojileri kılavuzluğunda içeriden tamamen tıkanması işlemidir. Bu tedavi, ince ve esnek tüpler yardımıyla damar yatağına girilip doğrudan hedeflenen noktaya tıkayıcı maddelerin bırakılmasıyla uygulanır. Amacımız, problemli dokunun büyümesini sağlayan kan akışını yüksek bir navigasyon hassasiyetiyle keserek sorunu tam kaynağında kurutmaktır. Girişimsel radyoloji pratiğimizde başvurduğumuz bu yaklaşım patolojik odağı güvenle izole ederken vücudun genel dengesini korumayı esas alır. Cerrahi bir travma yaratmadan gerçekleştirilen bu modern müdahale, tamamen hedefe odaklanarak iyileşmenin önünü açar.

Embolizasyon tedavisi nedir ve vücutta nasıl bir etki yaratır?

Vücudumuzdaki damar ağını devasa ve son derece karmaşık bir otoyol sistemine benzetebiliriz. Bu otoyol sistemi üzerinden tüm organlara, dokulara ve hücrelere yaşamak için ihtiyaç duydukları oksijen ve besin maddeleri taşınır. İnsan bedeni o kadar kusursuz bir tasarıma sahiptir ki sonradan ortaya çıkan yabancı ve zararlı yapılar bile hayatta kalmak için bu otoyol sistemine bağlanmak zorundadır. Örneğin rahimde büyüyen bir miyom, karaciğerde gelişen bir tümör veya tehlikeli boyutlara ulaşan bir prostat bezi, tıpkı devasa fabrikalar gibi sürekli olarak yüksek miktarda enerjiye, yani taze kana ihtiyaç duyar.

İşte embolizasyon işlemi bu noktada devreye girer. Bu tedavinin temel felsefesi, sorunu açık bir ameliyatla vücuttan söküp atmak yerine, o sorunu besleyen yolu tamamen kesmektir. Uzmanlar, anjiyografi cihazlarının sunduğu inanılmaz derecede net ve hareketli röntgen görüntüleri sayesinde, kasık veya el bileği atardamarından milimetrik ince plastik tüplerle (kateterler) damar sistemine girerler. Bu tüpler vasıtasıyla labirent gibi kıvrımlı damar yollarında ilerleyerek doğrudan hastalıklı dokuyu besleyen otoyolun çıkış gişesine ulaşırlar. Hedef noktaya gelindiğinde ise yolu tamamen kapatacak özel tıbbi malzemeler damar içine bırakılır. Besin ve oksijen desteği aniden kesilen o hastalıklı doku, tıpkı suyu kesilen bir bitki gibi zamanla canlılığını yitirir, kurur, büzüşür ve vücuda zarar veremez hale gelir. Bu süreçte etraftaki sağlıklı dokular ve organlar kendi normal damar yollarından beslenmeye devam ettikleri için hiçbir zarar görmezler. Bu da hastaya ameliyat masasına yatmadan, genel anestezi almadan ve günlerce hastanede yatmadan şifa bulma imkanı sunar.

Embolizasyon işlemi hangi temel mekanizmalarla damarları kapatır?

Embolizasyon işleminin başarısı, sadece damarın içine fiziksel bir tıkaç yerleştirmekle sınırlı değildir; aynı zamanda insan vücudunun o muazzam biyolojik savunma mekanizmalarını da tedaviye dahil eden çok akıllıca bir süreçtir. İşlem sırasında hedeflenen damara gönderilen materyaller, öncelikle kanın akış yönünde aşılmaz bir fiziksel duvar örerler. Bu duvar, kanın o noktada yavaşlamasına ve göllenmesine neden olur.

Kan akışının yavaşlaması ve durması, vücudun doğal pıhtılaşma sistemini anında harekete geçirir. Vücut, damarın içindeki o yabancı maddeyi ve duran kanı algıladığında, orayı onarılması gereken bir bölge olarak yorumlar ve hızla pıhtılaştırıcı hücreleri o noktaya yığar. Kısa süre içinde o bölgede son derece sağlam ve kalıcı bir tıkanıklık oluşur. Hedef dokuda kan akışının tamamen kesilmesiyle iskemi adı verilen oksijensizlik durumu başlar. Oksijensiz kalan hastalıklı hücreler, yavaş yavaş fonksiyonlarını yitirerek hücresel ölüm (nekroz) sürecine girerler. Bu biyolojik mekanizma, yüksek basınçlı damar balonlaşmalarında (anevrizma) ise damar duvarındaki o korkunç patlama riskini tamamen sıfırlamak için kullanılır. Akım durduğunda basınç düşer ve o bölge güvenli bir şekilde iyileşme sürecine geçer.

Embolizasyon tedavisinde kullanılan mekanik kapatıcı materyaller nelerdir?

Damarların çapına, içinden geçen kanın hızına ve hastalığın türüne göre seçilen birçok farklı kapatıcı materyal bulunur. Bu materyallerin ilk grubunu mekanik kapatıcılar oluşturur.

Kullanılan başlıca mekanik materyaller şunlardır:

  • Metalik sarmallar
  • Vasküler tıkaçlar
  • Ayrılabilir balonlar

Metalik sarmallar, tıp dilinde “coil” olarak adlandırılan, genellikle platin gibi vücutla tam uyumlu ve röntgen altında çok net görülebilen özel metallerden üretilen ince tellere verilen isimdir. Kateterin içinden düz bir tel gibi geçerler, ancak damar boşluğuna çıktıkları anda kendi etraflarında kıvrılarak adeta bir yün yumağı şeklini alırlar. Üzerlerinde bulunan incecik mikroskobik tüyler, kan hücrelerinin aralarına takılmasını sağlayarak saniyeler içinde o bölgenin pıhtılaşmasına yardımcı olur. Genellikle büyük çaplı damarların kapatılmasında veya beyin kanamalarına yol açabilecek anevrizmaların doldurulmasında hayat kurtarıcıdırlar.

Vasküler tıkaçlar ise hafızalı özel metal alaşımlarından örülmüş, şemsiye veya silindir benzeri yapılardır. Çok yüksek debili, yani kanın çok hızlı aktığı geniş damar yollarını tek bir hamlede, tamamen güvenli bir şekilde kapatmak gerektiğinde tercih edilirler. Ayrılabilir balonlar ise daha çok geçici olarak kan akımını durdurmak veya kontrollü denemeler yapmak amacıyla şişirilip damar içinde bırakılan, son derece hassas teknolojik ürünlerdir.

Partikül yapılı ajanlar embolizasyon işlemlerinde nasıl bir rol oynar?

Mekanik tıkaçların giremeyeceği kadar ince, gözle görülmesi bile zor olan kılcal damar ağlarına ulaşmak gerektiğinde, devreye partikül yapılı ajanlar girer. Bu partiküller, kum tanelerinden bile çok daha küçük, milimetrenin binde biri (mikron) ölçülerinde üretilen özel tıbbi taneciklerdir.

Sık kullanılan partikül ajanlar aşağıdaki gibidir:

  • Polivinil alkol partikülleri
  • Küresel mikropartiküller
  • Jel köpük süngerler

Polivinil alkol partikülleri, mikroskop altında bakıldığında oldukça düzensiz, girintili çıkıntılı ve süngerimsi bir yapıya sahiptir. Kan akışıyla birlikte sürüklenerek daralan damar yollarında fiziksel olarak sıkışıp kalırlar. Damar duvarına bu kadar sıkı tutunmaları, o bölgede kalıcı bir hücresel reaksiyon yaratır ve ömür boyu sürecek sapağlam bir tıkanıklık inşa eder.

Küresel mikropartiküller ise tıbbi mühendisliğin harikalarından biridir. Kusursuz birer bilardo topu gibi pürüzsüz ve tam küre şeklinde üretilirler. Bu pürüzsüz yapıları sayesinde kateterin içinden geçerken birbirlerine yapışmaz, topaklanmaz ve hedeflenen dokunun ta derinliklerine kadar çok eşit, homojen bir şekilde dağılırlar. Günümüzde özellikle rahim miyomlarının ve iyi huylu prostat büyümelerinin tedavisinde en güvenilir, altın standart materyal olarak kabul edilirler. Jel köpük süngerler ise kalıcı bir çözüm sunmaktan ziyade, vücut tarafından birkaç hafta içinde emilerek yok olan geçici tıkaçlardır. Genellikle planlı bir ameliyat öncesinde bölgenin kanamasını azaltmak için bir ön hazırlık olarak kullanılırlar.

Sıvı kapatıcılar ve tıbbi yapıştırıcılar hangi embolizasyon vakalarında tercih edilir?

Damar mimarisinin bir ağaç kökü gibi sayısız dallara ayrıldığı, son derece karmaşık ve ince kıvrımlara sahip olduğu durumlarda, katı partiküllerin bile ulaşamayacağı noktalara sıvı kapatıcılarla müdahale edilir. Sıvı ajanlar, tıpkı suyun ince çatlaklardan sızarak her yeri doldurması gibi damar yatağının en uç noktalarına kadar yayılabilme yeteneğine sahiptir.

Başlıca sıvı ajanlar şunlardır:

  • Tıbbi siyanoakrilat
  • Sıvı polimer sistemleri
  • Sklerozan ilaçlar

Tıbbi siyanoakrilat, aslında günlük hayatta bildiğimiz hızlı yapıştırıcıların çok özel, steril ve tıbbi bir versiyonudur. Kanla temas ettiği anın milisaniyeleri içinde reaksiyona girerek taş gibi sertleşir. Saniyelerin bile çok önemli olduğu şiddetli iç kanamalarda veya beyin içindeki anormal damar yumaklarında (AVM) kanamayı şok bir hızla durdurmak için kullanılır. Ancak bu ajanın uygulanması olağanüstü bir el becerisi ve tecrübe gerektirir.

Sıvı polimer sistemleri, özel bir çözücü sıvı içinde şırıngada tamamen su gibi akışkan duran ancak damar içinde kana karıştığı an dışarıdan içeriye doğru volkanik bir lavın soğuması gibi katılaşan ileri teknoloji ürünleridir. Hekime ilacı damar içine zerk ederken çok daha yavaş, kontrollü ve güvenli hareket etme imkanı tanır. Sklerozan ilaçlar ise damarı tıkayan bir madde olmaktan çok, damarın iç yüzeyindeki o hassas zarı kimyasal olarak tahriş eden ve damarın büzüşerek kendi kendini kapatmasını sağlayan solüsyonlardır. Özellikle bacaklardaki genişlemiş varis damarlarının tedavisinde mükemmel sonuçlar verirler.

Karaciğer kanserlerinde kemoembolizasyon (TACE) tedavisi nasıl uygulanır?

Karaciğer kanserleri, geleneksel tıbbın en çok zorlandığı ancak girişimsel radyolojinin embolizasyon yöntemleriyle adeta harikalar yarattığı bir alandır. Karaciğer organı, insan vücudunda eşi benzeri olmayan çift yollu bir kanlanma sistemine sahiptir. Karaciğerin sağlıklı hücreleri, ihtiyaç duydukları besinlerin çok büyük bir kısmını bağırsaklardan süzülerek gelen ana bir toplardamardan alırlar. Ancak karaciğerin içinde gelişen saldırgan kanser hücreleri, hızla büyüyebilmek için kendilerini ana atardamar sistemine bağlarlar. İşte bu anatomik farklılık, tümörleri sağlıklı karaciğer dokusundan ayırarak sadece onları hedef alabilmeyi mümkün kılar.

Kemoembolizasyon, kemoterapi ilaçlarının damar yoluyla tüm vücuda verilmesi ve hastada saç dökülmesi, şiddetli bulantı, bağışıklık çökmesi gibi ağır yan etkilere yol açması prensibini tamamen tersine çevirir. Bu işlemde, kanser ilaçları çok yoğun, yapışkan ve yağ bazlı bir taşıyıcı madde ile karıştırılarak kasıktan girilen kateter aracılığıyla doğrudan tümörün kalbine giden atardamara zerk edilir. Tümör, bu ilacı büyük bir iştahla içine çeker. İlaç tümörün içine yerleştikten hemen saniyeler sonra, aynı kateterin içinden tıkayıcı mikropartiküller gönderilerek tümörün o atardamar yolu tamamen kapatılır. Böylece tümör bir yandan oksijensiz kalarak boğulurken, diğer yandan içine hapsedilen yüksek doz kemoterapi ilacı tarafından içeriden, haftalar boyunca yavaş yavaş zehirlenerek yok edilir. Sağlıklı karaciğer dokusu ise kendi toplardamar sisteminden beslenmeye devam ettiği için bu işlemden neredeyse hiç zarar görmez.

Radyoembolizasyon (TARE) işleminin karaciğer tümörlerindeki yeri nedir?

Kemoembolizasyonun bir adım ötesi olan radyoembolizasyon işlemi, tümör hücrelerine kemoterapi ilacı yerine doğrudan nükleer tıp mucizesi olan radyoaktif maddelerin gönderilmesi prensibine dayanır. Standart radyoterapi (ışın tedavisi) uygulamalarında, güçlü radyasyon ışınlarının dışarıdan, hastanın cildinden geçerek karaciğere ulaşması gerekir ve bu süreçte yoldaki sağlıklı dokular da ciddi radyasyon hasarı alabilir.

Radyoembolizasyon tedavisinde ise Yttrium-90 adı verilen radyoaktif izotoplarla yüklenmiş milyonlarca görünmez cam veya reçine mikrokürecik kullanılır. Bu kürecikler, anjiyografi eşliğinde milimetrik hassasiyetle ilerletilen kateterler vasıtasıyla doğrudan tümörün kalbine bırakılır. Yani radyasyon dışarıdan değil içeriden, adeta hedefini kendi bulan bir “akıllı bomba” gibi tümöre sıfır mesafeden verilir. Kürecikler tümör damarlarını tıkarken aynı zamanda çok yüksek dozda radyasyonu sadece o bölgeye hapsederek kanserli dokuyu içeriden eritir. Dışarıya, çevre organlara yayılan bir radyasyon olmadığı için yan etkileri son derece hafiftir. Cerrahi olarak ameliyat şansı bulunmayan, çok büyümüş veya vücudun başka yerlerinden karaciğere sıçramış ileri evre tümörlerde bile inanılmaz yüksek başarı oranları sunan, hastanede günlerce yatmayı gerektirmeyen muazzam bir tedavi seçeneğidir.

Kadın sağlığında miyom embolizasyonu rahim ameliyatlarına nasıl bir alternatif sunar?

Rahim miyomları, pek çok kadının hayatını adeta kabusa çeviren, aşırı adet kanamaları, şiddetli bel ve kasık ağrıları, kansızlık (anemi) ve sürekli tuvalete gitme ihtiyacı gibi son derece yıpratıcı belirtiler veren iyi huylu ancak çok kanlanan kitlelerdir.

Geleneksel olarak yıllarca kadınlara sunulan tek çare, büyük bir açık ameliyatla miyomların tek tek çıkarılması ya da daha da kötüsü, genç yaşlarda bile rahmin tamamen alınması olmuştur. Ancak miyom embolizasyonu (UFE), rahim kaybı korkusunu ve ağır ameliyat süreçlerini tamamen ortadan kaldıran muazzam bir devrimdir.

Bu işlemde hastaya genel anestezi (narkoz) verilmez, karın bölgesinde hiçbir kesi yapılmaz. Sadece kasık bölgesine uygulanan lokal bir uyuşturucu sonrasında küçük bir iğne deliğinden girilerek rahim atardamarına ulaşılır. Miyomları besleyen kılcal damar ağına mikroskobik boyutlarda kürecikler gönderilir. Bu tanecikler sadece miyoma giden yolu tıkar. Kadınların en çok merak ettiği konu olan “Peki rahmim nasıl beslenecek?” sorusunun cevabı ise insan anatomisinin mucizesinde gizlidir. Rahim dokusu, çevredeki diğer zengin damar ağlarından kan çekmeye devam ederek tamamen canlı ve sağlıklı kalırken; tek beslenme kaynağı kesilen miyomlar hızla küçülmeye, erimeye ve sönmeye başlar. İşlemden sonra kanamalar dramatik şekilde azalır, ağrılar yok olur. Üstelik hasta haftalar süren yatak istirahatleri yerine sadece birkaç gün içinde normal günlük hayatına, işine ve sosyal yaşantısına geri dönebilir.

Prostat büyümesi (BPH) sorununda prostat arter embolizasyonu nasıl bir rahatlama sağlar?

İleri yaştaki erkeklerin en büyük kabuslarından biri olan iyi huylu prostat büyümesi, idrar yolunu mengene gibi sıkarak hastaları geceleri defalarca uykudan uyandıran, idrar yapmayı işkenceye dönüştüren ve yaşam kalitesini sıfıra indiren bir durumdur.

İlaçların yetersiz kaldığı durumlarda genellikle prostatın idrar kanalından girilerek kazındığı veya açık ameliyatla alındığı yöntemler uygulanır. Ancak bu cerrahi müdahaleler erkeklerde idrar kaçırma veya cinsel fonksiyonların tamamen yitirilmesi gibi çok derin psikolojik travmalara yol açabilecek riskler taşır.

Prostat Arter Embolizasyonu, tüm bu riskleri bypass eden harika bir alternatif olarak karşımıza çıkar. İşlem mantığı diğer embolizasyonlarla aynıdır. Kasıktan veya el bileğinden girilen incecik bir kateter ile prostat bezini besleyen, bazen saç telinden bile daha ince olan o atardamarlara ulaşılır. Bölgeye gönderilen mikropartiküller sayesinde prostatın kan akımı ciddi oranda yavaşlatılır. Kan desteği azalan devasa prostat bezi, haftalar içinde gözle görülür bir şekilde küçülmeye başlar. Prostat küçüldükçe, idrar kanalına yaptığı o boğucu baskı ortadan kalkar, idrar akışı normal hızına döner ve hasta o rahatsız edici belirtilerden tamamen kurtulur. Herhangi bir cerrahi kesi olmadığı, idrar yollarına veya sinirlere dokunulmadığı için hastalar idrar kaçırma veya cinsel işlev kaybı gibi o korkutucu riskleri yaşamazlar ve işlemin hemen ertesi günü günlük rutinlerine dönebilirler.

Erkeklerde varikosel rahatsızlığı embolizasyon yöntemiyle nasıl tedavi edilir?

Varikosel, erkeklerde kısırlığın (infertilite) ve o geçmek bilmeyen testis ağrılarının bir numaralı, üstelik en kolay tedavi edilebilir nedenidir. Durum aslında bacaklardaki varislerin testis torbasındaki toplardamarlarda oluşmasından ibarettir. Genişleyen bu damarlar, kirli kanın aşağıda göllenmesine, testisin ısısının artmasına ve bunun sonucunda da sperm üretiminin hem sayıca hem de kalite olarak dramatik şekilde düşmesine yol açar. Klasik ameliyatta kasıktan kesi açılarak bu damarlar tek tek bulunup bağlanır.

Varikosel embolizasyonu ise bu işi neştersiz, dikişsiz ve içeriden halleden zarif bir çözümdür. Koltuk altından, boyundan veya kasık bölgesinden girilen esnek bir kateter ile sorunlu testis toplardamarına içeriden, damarın kendi yolu üzerinden ulaşılır. En kalıcı sonucu elde etmek için damarın içine önce akımı durduracak küçük metal sarmallar (koiller) yerleştirilir. Hemen ardından, damar duvarını kalıcı olarak içeriden yapıştıracak olan özel bir tıbbi köpük enjekte edilir. Bu çift kilit sistemi sayesinde bozuk damar tamamen iptal edilir. Kan, saniyeler içinde anında diğer sağlıklı damarlara yönlenir. İşlem tamamen uyanıkken, lokal anesteziyle yapılır ve sadece yarım saat sürer. Hasta hiçbir acı hissetmeden yürüyerek hastaneden çıkar, kesi ve dikiş yarası iyileşmesi beklemediği için hemen aktif yaşamına devam eder. Üstelik hastalığın tekrarlama ihtimali cerrahiye oranla çok daha düşüktür.

Acil kanamalarda ve travmalarda hayat kurtaran embolizasyon müdahaleleri hangileridir?

Girişimsel radyoloji ve embolizasyon teknikleri, sadece kronik hastalıkların tedavisinde değil yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide durulan acil durumlarda da tam anlamıyla birer can kurtarandır. Trafik kazaları, yüksekten düşmeler, mide ülseri patlamaları veya şiddetli enfeksiyonlar sonucu vücudun herhangi bir yerinde durdurulamayan iç kanamalar başladığında, açık ameliyatla o kanayan damarı devasa karın boşluğu içinde bulmaya çalışmak adeta samanlıkta iğne aramaya benzer ve hastanın kaybedilmesi için çok zaman harcanır.

Acil embolizasyon gerektiren durumlar şunlardır:

  • Mide kanamaları
  • Bağırsak kanamaları
  • Akciğer kanamaları
  • Doğum sonu kanamalar
  • Travma kanamaları

Anjiyografi cihazının ekranında damarların içine verilen renkli sıvı (kontrast madde) sayesinde, vücudun neresinde olursa olsun kanayan, sızıntı yapan damar saniyeler içinde tespit edilir. Özellikle verem gibi hastalıklar sonucu akciğerlerde boğucu düzeyde kan kusan hastalarda (hemoptizi) veya zorlu bir doğum sonrasında rahmi toparlanamayıp şoka girecek kadar kan kaybeden genç annelerde, bu yöntem gerçek bir mucizedir. Kanayan noktaya ulaşılan kateterin ucundan bırakılan minik metal sarmallar veya partiküller, o ölümcül kanamayı anında bıçak gibi keser. Kadınlarda rahmi cerrahi olarak tamamen almaktan kurtardığı için hastanın hem hayatını hem de gelecekte tekrar anne olabilme şansını korur.

Embolizasyon işlemi öncesinde hastaların dikkat etmesi gereken laboratuvar değerleri nelerdir?

Her tıbbi müdahalede olduğu gibi, embolizasyon işleminin de pürüzsüz ve sıfır riskle ilerleyebilmesi için işlem öncesinde hastanın bazı temel biyolojik değerlerinin incelenmesi büyük önem taşır. Bu işlemlerin tamamı damar içinde ve kanın akış dinamikleri üzerinde yapıldığı için, ilk bakılacak şey vücudun kanama ve pıhtılaşma profilidir.

Önem taşıyan laboratuvar incelemeleri şunlardır:

  • Kanama süresi
  • Pıhtılaşma hücreleri
  • Böbrek fonksiyonları

Kanın akışkanlığını gösteren INR adı verilen değerin, işlem sonrasında damar giriş yerinde kanama olmaması için belirli bir güvenli aralığın altında olması istenir. Aynı zamanda, gönderilen tıkayıcı partiküllerin etrafında sağlam bir duvar örebilmek için kandaki trombosit adı verilen pıhtılaşma hücrelerinin sayısının yeterli düzeyde olması beklenir. İşlem sırasında damarları ekranda görünür kılmak için kullanılan kontrast maddeler böbrekler aracılığıyla süzülerek idrarla atılır. Bu nedenle böbreklerin bu yükü kaldırabileceğinden emin olmak için kreatinin seviyeleri kontrol edilir. Eğer hastanın böbrekleri hassassa, işlemden saatler önce hastaya serumlarla bolca sıvı yüklemesi yapılarak böbrekler koruma altına alınır. Mide bulantısı veya lokal anestezinin yan etkilerine karşı önlem olarak da hastaların işlem sabahı genellikle aç ve susuz gelmeleri istenir.

Anjiyografi ünitesindeki embolizasyon operasyonu sırasında süreç nasıl ilerler?

Hastalar için anjiyografi odası ilk bakışta devasa monitörlerin ve hareketli röntgen tüplerinin olduğu fütüristik bir uzay üssünü andırabilir, ancak aslında burası son derece kontrollü ve güvenli bir ortamdır. İşlem süresince hasta tamamen uyanıktır, sadece damar yoluyla verilen sakinleştirici ilaçlar (sedasyon) sayesinde çok huzurlu, gevşemiş ve hafif uykulu bir haldedir. Kasık veya kol bölgesine yapılan iğnenin acısı, sıradan bir kan verme işleminden farksızdır. O bölge tamamen uyuşturulduktan sonra hasta içeriye giren kateterleri asla hissetmez çünkü damarlarımızın içinde ağrı sinirleri bulunmaz.

İşlem boyunca ekranlarda kalbin ritmi, oksijen seviyesi ve tansiyon sürekli takip altındadır. Doktor, kateterin damar içindeki kıvrımlı yolculuğunu yönlendirirken zaman zaman hastaya “Şimdi nefesini tut ve hareket etme” gibi basit komutlar verebilir. Bu görüntülerin tamamen net çıkması içindir. Embolizan maddenin verileceği o kritik saniyelerde, ilacın hedeflenen doku dışında başka hiçbir yere kaçmaması (reflü yapmaması) için büyük bir titizlik gösterilir. İşlem bitiminde ise kateter geri çekilmeden önce son bir kez kontrast madde verilerek kontrol filmi çekilir. Hedeflenen damarın kapandığı, geride sorunlu bir alan kalmadığı ve çevre damarların sağlıklı olduğu ekranda net bir şekilde görüldüğünde, işlem başarıyla sonlandırılır ve hasta odasına alınır.

Embolizasyon tedavisi sonrasında hastaları nasıl bir iyileşme süreci bekler?

Embolizasyon işlemlerinin hemen ardından hastalar genellikle birkaç saat süreyle odalarında sırtüstü dinlenmeye alınırlar. Sadece damar giriş yerindeki kanamanın durması için kasığa veya el bileğine hafif bir baskı uygulanır. İşlemin niteliğine göre pek çok hasta aynı günün akşamında ya da ertesi sabah yürüyerek taburcu edilir. Ancak vücutta başlayan biyolojik değişiklikler, taburcu olduktan sonraki birkaç gün boyunca devam eder.

Karşılaşılabilecek beklenen durumlar aşağıdaki gibidir:

  • Hafif ateş
  • Bulantı
  • Yorgunluk
  • Bölgesel ağrı

Tıp dilinde “Post-embolizasyon Sendromu” adı verilen bu durum kesinlikle bir şeylerin ters gittiğinin işareti değil tam aksine tedavinin mükemmel bir şekilde işe yaradığının kanıtıdır. Vücut, damarı kapanan miyomun, tümörün veya dev prostatın artık beslenemediğini ve ölmeye başladığını algılar. Bu yabancı ve ölü dokuyu vücuttan atmak, temizlemek için bir bağışıklık sistemi yanıtı başlatır. Tıpkı ağır bir grip geçiriyormuş gibi hissedilen bu ateş, yorgunluk ve tedavi edilen bölgedeki sızlama şeklindeki ağrılar tamamen bu savunma mekanizmasının bir sonucudur. Genellikle üç ila yedi gün arasında kendi kendine hafifleyerek tamamen geçer. Bu süreci hastalar evlerinde, doktorlarının önerdiği basit ağrı kesiciler ve bol su tüketimi ile çok rahat bir şekilde atlatırlar.

Güncellenme Tarihi: 30/03/2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now Button