Diz kireçlenmesi (osteoartrit) embolizasyonu, eklem çevresinde kronik ağrı ve iltihaba yol açan anormal damar ağlarının, anjiyografi cihazı rehberliğinde mikroskobik maddelerle içeriden tıkanarak kurutulduğu ameliyatsız bir tedavi yöntemidir. Bu minimal invaziv işlem doğrudan ağrının kaynağını oluşturan patolojik damarlanmayı hedef alarak dizdeki yangıyı söndürür. Büyük kesiler, dikişler veya genel anestezi gerektirmeyen yapısıyla diz protezi operasyonlarına son derece güçlü bir alternatif sunar. Eklem içine herhangi bir yabancı materyal yerleştirilmeden vücudun tamamen kendi anatomisi korunarak gerçekleştirilen bu modern girişim, hareket kısıtlılığı yaşayan bireylerin günlük yaşama çok daha konforlu ve ağrısız bir şekilde dönmesine yardımcı olur.
Diz Kireçlenmesi Nedir?
Toplumda çok sık karşılaşılan diz kireçlenmesi, günlük hayatı adeta bir mücadeleye dönüştüren, en basit hareketleri bile zorlaştıran sinsi bir rahatsızlıktır. Çoğu insan bu durumu sadece kemiklerin birbirine sürtünmesi olarak hayal eder. Elbette işin içinde kıkırdağın incelmesi ve mekanik bir bozulma vardır. Ancak eklemin içinde olan bitenler sadece bundan ibaret değildir. Hastalık, sadece pasif bir aşınma süreci değil aynı zamanda son derece aktif, canlı ve sürekli kendini besleyen bir iltihaplanma döngüsüdür.
Zaman içerisinde eklemi koruyan yapılar hasar aldığında, vücut doğal bir savunma mekanizması olarak o bölgeyi onarmaya çalışır. Fakat bu iyileştirme çabası genellikle kontrolden çıkar ve eklemin iç yüzeyini kaplayan zarda kronik bir iltihaplanma başlatır. Bu iltihaplı doku, sürekli olarak çevresine kimyasal sinyaller göndererek eklemin iç dengesini altüst eder. Bu süreç dizin içinde adeta sönmek bilmeyen bir yangın başlatır. Hastaların sabahları yataktan kalkarken zorlanmasının, merdiven inip çıkarken dizlerinde keskin bir sızı hissetmesinin ve gece uykularının bölünmesinin temel nedeni, kıkırdağın yok olmasından ziyade eklemi saran bu yaygın iltihabi durumdur.
Kıkırdak Aşınması mı Yoksa Damarlanma mı Diz Kireçlenmesi Ağrısının Asıl Sebebidir?
Tıp dünyasının diz kireçlenmesine bakış açısı son yıllarda tam anlamıyla devrim niteliğinde bir değişim geçirmiştir. Eskiden şiddetli ağrının doğrudan kıkırdağın yok olmasından ve kemiklerin birbirine sürtmesinden kaynaklandığına inanılırdı. Oysa anatomik bir gerçek vardır; kıkırdak dokusunun kendi içinde acıyı hissedecek sinir uçları veya kan damarları bulunmaz. Yani kıkırdağın kendisi aslında ağrı hissetmez.
Peki o halde insanları adım atamaz hale getiren bu şiddetli ağrı nereden gelmektedir? Bu sorunun cevabı, eklem içindeki anormal damarlanma sürecinde gizlidir. Eklem zarında başlayan kronik iltihaplanma, o bölgedeki dokuların oksijen ihtiyacını artırır. Vücut da bu ihtiyacı karşılamak için oraya yeni kan damarları inşa etmeye başlar. Ancak bu yeni oluşan damarlar, vücudun normal, sağlıklı damarları gibi düzenli değildir. Tamamen kaotik, düzensiz ve hastalıklı bir damar ağı ortaya çıkar.
İşin en can alıcı noktası ise, bu yeni oluşan hastalıklı damarların bölgeye sadece kan değil aynı zamanda yepyeni ve son derece hassas sinir lifleri de taşımasıdır. İltihaplı bölgeye hücum eden bu yeni sinir uçları, en ufak bir harekette, dokunmada veya ağırlık aktarımında bile uyarılarak beynimize şiddetli ağrı sinyalleri gönderir. Bu durum ağrı reseptörlerinin aşırı duyarlı hale gelmesine ve ağrı döngüsünün kalıcı bir hal almasına neden olur. Yani ağrının asıl mimarı, kıkırdak kaybının tetiklediği bu anormal damar ve sinir yumağıdır.
Diz Kireçlenmesi Hangi Evrelerden Geçer ve Belirtileri Nelerdir?
Diz kireçlenmesi bir gecede ortaya çıkan bir durum değildir. Yıllar içine yayılan, sinsi sinsi ilerleyen ve belirli evrelerden geçen bir süreçtir. Hastalığın ilerleyişi tıp dünyasında dört ana evreye ayrılarak incelenir.
Birinci evre, hastalığın en hafif olduğu, tabiri caizse sadece ayak seslerinin duyulduğu dönemdir. Kıkırdakta çok hafif bir incelme başlar, kemik kenarlarında şüpheli küçük çıkıntılar oluşabilir. Bu aşamada hastalar genellikle ciddi bir sorun hissetmezler; sadece çok uzun yürüyüşler veya ağır egzersizler sonrasında dizde hafif bir yorgunluk ve sızı olabilir. İkinci evrede ise süreç biraz daha belirginleşir. Kemik çıkıntıları artık netleşmiş ve kıkırdaktaki incelme hızlanmıştır. Hasta sabah uyandığında dizinde bir sertlik hisseder ve gün içinde hareket ettikçe artan ağrılar başlar.
Üçüncü evre, hastalığın artık yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürmeye başladığı ileri-orta aşamadır. Eklem aralığı belirgin şekilde daralmış, kemik dokusu sertleşmiş ve kemik çıkıntıları dizin yapısını bozmaya başlamıştır. Bu evredeki hastalar şiddetli ağrılar çeker, hareketleri kısıtlanmıştır ve eklem içinde sık sık sıvı birikmesi gibi iltihap bulguları yaşarlar. Dördüncü ve son evre ise hastalığın en şiddetli olduğu, kıkırdağın neredeyse tamamen yok olduğu terminal dönemdir. Kemikler doğrudan birbirine temas eder, bacakta gözle görülür şekil bozuklukları başlar. Kişi istirahat halindeyken bile dayanılmaz ağrılar çeker ve ciddi bir fiziksel engellilik durumu ortaya çıkar.
Hastalığın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan en temel şikayetler şunlardır:
- Şişlik
- Sabah sertliği
- Gece ağrısı
- Hareket kısıtlılığı
- Eklemden ses gelmesi
- Lokal ısı artışı
Bu şikayetler, eklem içindeki sıvı dengesinin bozulması, iltihabın alevlenmesi ve kasların zayıflamasıyla doğrudan ilişkilidir. Özellikle sabah sertliği, eklem sıvısının gece boyunca yoğunlaşması nedeniyle ilk adımların çok zor atılmasına sebep olur.
Girişimsel Radyoloji Diz Kireçlenmesi Tedavisinde Neler Yapar?
Girişimsel radyoloji, modern tıbbın teknolojiyle en çok bütünleştiği, görüntüleme cihazları eşliğinde vücudun içinde incecik tünellerden ilerleyerek kapalı tedaviler sunan büyüleyici bir alandır. Yıllarca sadece ortopedi ve fizik tedavi uzmanlarının mücadele alanı olarak görülen diz kireçlenmesinde, girişimsel radyolojinin sunduğu yöntemler ezber bozmaktadır.
Bu branşın yaklaşımı, hastalığın sadece dışarıdan görünen sonuçlarıyla değil o sorunu besleyen damar yollarıyla ilgilenmektir. Eğer dizde hastayı uykusuz bırakan, yürütmeyen bir iltihaplanma varsa ve bu iltihap anormal bir damar ağı tarafından besleniyorsa, bu damar ağını bulup kurutmak mantıklı ve doğrudan bir çözümdür. İşte bu modern yaklaşım eklemi tamamen değiştiren büyük cerrahi operasyonlara girmeden önce hastalara sunulan son derece zarif, etkili ve ileri teknoloji ürünü bir tedavi seçeneğidir.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu Nasıl Bir İşlemdir?
Diz kireçlenmesi embolizasyonu, diz eklemini besleyen ve iltihaplı dokuya kan taşıyan o hastalıklı küçük kılcal damarların yüksek bir seçicilikle tıkanması işlemidir. Tıbbi dilde bu uygulamaya geniküler arter embolizasyonu adı verilir. Geniküler kelimesi doğrudan diz bölgesine ait olan anlamına gelirken, embolizasyon ise bir damarın içeriden, kontrollü bir şekilde tıkanması demektir.
Bu işlem kesinlikle klasik anlamda bir açık ameliyat değildir. Hastanın dizinde herhangi bir kesi yapılmaz, neşter kullanılmaz, dikiş atılmaz ve eklemin içi açılmaz. Tamamen kapalı sistemle, yüksek çözünürlüklü görüntüleme cihazlarının rehberliğinde gerçekleştirilir. Vücudun ana damar yollarından bir iğne deliği kadar küçük bir noktadan girilerek, doğrudan dizin içindeki o ağrı üreten karmaşık damar ağına ulaşılır ve bu ağı kurutacak özel maddeler damar içine bırakılır.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu Ağrıyı Vücutta Nasıl Durdurur?
Bu tedavinin vücuttaki çalışma prensibini, ormandaki bir yangını söndürmek için yangını besleyen oksijen ve yakıt hattını kesmeye benzetebiliriz. Dizde kireçlenmeyle birlikte oluşan yeni ve anormal damarlar, bölgedeki iltihabın yakıt hattıdır. Aynı zamanda bu damarlarla sarmaş dolaş büyüyen hassas sinir ağları da ağrı sinyallerini beynimize taşıyan kablolardır.
İşlem sırasında bu anormal kan damarları tıkanıp akım yavaşlatıldığında, bölgedeki iltihaplı hücreler ihtiyaç duydukları besini ve oksijeni alamaz hale gelirler. Yakıtı kesilen iltihap yavaş yavaş sönmeye ve gerilemeye başlar. Damarların kurumasıyla birlikte o damarların çevresini saran ekstra hassaslaşmış ağrı sinirleri de canlılığını yitirir ve işlevsiz hale gelir. Böylece eklemin içindeki hücresel kaos sona erer, ağrı reseptörlerinin sürekli uyarılması engellenir. Kısacası bu işlem yeni bir kıkırdak üretmez veya zamanı geriye almaz, ancak kıkırdak kaybının yarattığı o şiddetli ağrı fırtınasını kökünden dindirir.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu İşlemi Sırasında Hastanede Neler Yaşanır?
Tedavi günü hastaneye gelen bir kişi için süreç oldukça konforlu ve sakin ilerler. İşlem hastanelerin özel olarak donatılmış, hijyen seviyesi en üst düzeyde olan anjiyografi ünitelerinde gerçekleştirilir. Hastanın uyutulmasına, yani genel anestezi alarak solunum cihazına bağlanmasına gerek yoktur. Sadece işlemin yapılacağı kasık veya el bileği bölgesi lokal anestezi ile uyuşturulur. Hasta işlem boyunca uyanıktır, doktoruyla konuşabilir. Gerekirse hastanın heyecanını yatıştırmak için hafif bir sakinleştirici ilaç da verilebilir.
İşleme uyuşturulan bölgeden, ciltte sadece bir iğne deliği kadar küçük bir giriş yapılarak başlanır. Bu delikten kateter adı verilen, spagetti makarna inceliğinde, esnek ve çok uzun tıbbi tüplerle damarın içine girilir. Doktor, anjiyografi cihazının ekranından damarların içini adeta ışıklı bir yol haritası gibi izleyerek kateteri yavaşça diz eklemine doğru yönlendirir.
Diz bölgesine ulaşıldığında süreç çok daha hassas bir hal alır. Ana tüpün içinden, saç teli inceliğinde olan mikrokateterler gönderilir. Özel bir renkli ilaç verilerek dizin içindeki damar yapısının çok detaylı bir filmi çekilir. Bu filmde doktor, sağlıklı damarları bir kenara bırakıp, sadece iltihaplı bölgeyi besleyen hastalıklı damar ağını arar. Hastalıklı bölge, ekranda bulutsu bir boyanma, kalıcı bir kızarıklık şeklinde kendini ele verir. Hedef tespit edildikten sonra, mikrokateter o hastalıklı damarın en ince noktasına kadar ilerletilir ve tıkayıcı maddeler çok yavaş bir şekilde damara bırakılır. Hedeflenen tüm ağrılı bölgeler kurutulduktan sonra tüpler çıkarılır ve giriş yapılan o küçük iğne deliğine baskı uygulanarak işlem tamamlanır. Hastanın masada geçirdiği toplam süre genellikle bir saati aşmaz.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu İçin Dizin Damar Yapısı Neden Bu Kadar Önemlidir?
Dizimiz, hareket kabiliyetimizin bel kemiği olan vücudun en karmaşık ve en büyük eklemidir. Bu devasa yapının canlılığını sürdürebilmesi için çevresini saran muazzam ve çok detaylı bir damar şebekesi vardır. Uygulanan tedavinin başarısı, işlemi yapan doktorun bu damar şebekesini mahalle mahalle, sokak sokak bilmesine bağlıdır.
Diz kireçlenmesi olan her hastanın ağrı noktası aynı değildir. Kimi hasta dizin iç kısmına basamazken, kimi hasta diz kapağının üstündeki ağrıdan, bir diğeri ise dizin dış tarafındaki sızıdan şikayet eder. Dizi besleyen ana atardamarlar, dizin farklı bölgelerine kan taşıyacak şekilde organize olmuştur.
Dizi besleyen bazı temel atardamar dalları şunlardır:
- Desendan geniküler arter
- Süperior medial geniküler arter
- Süperior lateral geniküler arter
- İnferior medial geniküler arter
- İnferior lateral geniküler arter
Doktorun bu detaylı anatomiye olan derin hakimiyeti, tedavinin tam on ikiden vurmasını sağlar. Hasta henüz muayene aşamasındayken doktor ağrının tam merkezini tespit eder ve anjiyografi masasına yatıldığında sadece o ağrılı bölgeye kan taşıyan spesifik damar dalını hedef alır. Bütün dizin kan akımı asla kesilmez, sadece ağrıya yol açan kusurlu hattın şalteri indirilir. Bu üstün seçicilik, hem tedavinin etkisini zirveye taşır hem de çevredeki sağlıklı dokuların hiçbir zarar görmemesini garanti altına alır.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu Sırasında Kullanılan Tıkayıcı Maddeler Nelerdir?
İşlem sırasında anormal damarları içeriden kapatmak için özel olarak üretilmiş bazı maddeler kullanılır. Bunlar vücut için zehirli olmayan, tamamen tıbbi standartlarda üretilmiş materyallerdir.
En sık tercih edilen ajanlar, ileri teknoloji ürünü olan kum tanesinden bile katbekat küçük, mikroskobik boyutlardaki küreciklerdir. Bu kürecikler sıvı bir çözelti içinde çok ince bir borudan enjekte edildiklerinde, kan akımına kapılarak sürüklenir ve sadece hastalıklı olan o en uçtaki kılcal damarların içine sıkışarak akımı durdururlar.
İşlem sırasında yararlanılan temel tıbbi materyaller şunlardır:
- Kalibre edilmiş mikrosferler
- Polivinil alkol partikülleri
- Geçici jelatin süngerler
Buradaki asıl amaç dizin damarını bir beton döker gibi tamamen dondurmak değildir. Tıpta budama mantığı işler; ağacın ana gövdesi açık bırakılırken, sadece iltihabı besleyen o hastalıklı, fazla dallanmış çürük yapraklar dökülür. Ana damar açık kaldığı için dokunun beslenmesi bozulmaz, sadece hastalık süreci durdurulmuş olur. Doğru boyutta ve doğru miktarda uygulandığında bu materyallerin vücuda genel bir zararı yoktur.
Kimler Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu İçin En Uygun Adaylardır?
Her tıbbi işlemde olduğu gibi bu tedavide de en önemli başarı anahtarı, doğru hastayı seçmektir. Diz ağrısı çeken herkes bu işlem için uygun bir aday olmayabilir.
Bu tedaviden en yüksek faydayı görenler, genellikle hastalığı orta veya ileri-orta seviyede olan kişilerdir. Hasta eğer aylardır ağrı kesici haplar kullanmış, defalarca fizik tedavi seanslarına katılmış, dizine çeşitli iğneler yaptırmış ancak kalıcı bir rahatlama sağlayamamışsa, embolizasyon harika bir seçenek haline gelir. Klinik muayenede doktor hastanın dizine dokunduğunda belirli bir noktada belirgin bir hassasiyet saptanıyorsa, bu durum içeride embolizasyonla kurutulabilecek aktif bir damarlanma olduğunun en büyük habercisidir.
Genel olarak işlemden en çok fayda gören hasta grupları şunlardır:
- İlaçlara yanıt vermeyenler
- Fizik tedaviden fayda görmeyenler
- Ameliyattan çekinenler
- Orta evre hastalar
- Kronik ağrı çekenler
Ayrıca ileri yaşı veya sahip olduğu diğer sistemik hastalıklar (kalp, akciğer problemleri gibi) nedeniyle genel anestezi alarak büyük bir ameliyata girmesi yüksek risk taşıyan hastalar için bu yöntem kelimenin tam anlamıyla bir kurtarıcıdır. Aktif iş ve sosyal hayatı nedeniyle uzun sürecek bir ameliyat sonrası nekahat dönemine girmek istemeyen kişiler de sıklıkla bu yöntemi tercih etmektedir.
Hangi Durumlarda Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu Yapılması Uygun Değildir?
Yöntem son derece güvenli ve konforlu olsa da bazı tıbbi durumlarda uygulanması hasta sağlığı açısından uygun görülmez. En başta, diz kireçlenmesi artık son evreye ulaşmışsa, kıkırdak dokusu tamamen sıfırlanmış ve kemikler birbiri üzerinde ciddi bir şekil bozukluğu yaratarak sürtünüyorsa, embolizasyonun başarısı oldukça düşüktür. Çünkü artık mesele sadece bir iltihap değil kemiklerin birbiriyle savaşmasıdır.
Bunun yanı sıra işlemde damarları görebilmek için boyalı ilaçlar kullanıldığından, böbrekleri korumak hayati önem taşır. Bu nedenle şiddetli böbrek sorunu olanlarda işlemden kaçınılır. Dizde aktif bir iltihaplı enfeksiyon varsa veya hastada ciddi kanama sorunları mevcutsa işlem ertelenir veya iptal edilir.
Uygulamanın sakıncalı olduğu başlıca durumlar şunlardır:
- İleri derece böbrek yetmezliği
- Aktif eklem enfeksiyonu
- İleri evre kemik teması
- Aktif kanser tedavisi
- Ciddi pıhtılaşma bozuklukları
Doktor, işlem öncesinde yapacağı detaylı kan tahlilleri ve radyolojik incelemelerle hastanın bu risk gruplarından birine girip girmediğini titizlikle değerlendirir ve ona göre karar verir.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
Bu tedavinin hastalar açısından en cazip yanlarından biri, günlerce hastanede yatmayı gerektirmeyen, yatışsız bir günübirlik işlem olmasıdır. İşlem tamamlandıktan sonra hasta, anjiyografi odasından çıkarılarak kendi odasında dinlenmeye alınır. Kasıktaki veya bilekteki ince giriş yerinin kanamaması için hastanın yaklaşık birkaç saat boyunca yatağında sırtüstü dinlenmesi istenir. Bu kısa bekleme süresinin ardından doktor son kontrollerini yapar ve her şey yolundaysa hasta aynı gün yürüyerek evine taburcu edilir.
Evdeki toparlanma süreci son derece zahmetsizdir. Hastadan taburcu olduktan sonraki ilk birkaç gün ağır sporlar yapmaması, çok uzun süre ayakta kalmaması ve hamam gibi damarları genişletecek aşırı sıcak ortamlardan uzak durması istenir. Bunun yerine ev içinde ve düz yolda yapılacak hafif ve kısa yürüyüşler iyileşme sürecini destekler. İhtiyaç duyulması halinde doktorun yazacağı basit ağrı kesiciler birkaç gün kullanılabilir. Hastalar genellikle işlemin üzerinden bir ay geçtikten sonra kontrole çağrılır ve ağrı seviyelerindeki düşüş değerlendirilir.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu Ameliyatsız Bir Yöntem Olarak Ne Gibi Avantajlar Sunar?
Modern tıbbın en önemli hedeflerinden biri, hastalıkları vücudun doğal bütünlüğüne en az zararı vererek tedavi etmektir. Açık cerrahi operasyonlar, kemiklerin kesildiği, yabancı metal malzemelerin vücuda yerleştirildiği ve aylarca süren zorlu fizik tedavi süreçleri gerektiren büyük girişimlerdir. Oysa embolizasyon işleminde vücudun kendi anatomik yapısı, kemiği ve dokusu tamamen orijinal haliyle korunur.
İşlem sonrası büyük bir ameliyat yarası olmadığı için enfeksiyon riski yok denecek kadar azdır. Hasta psikolojik olarak ağır bir ameliyat travması yaşamaz. Tedaviden sonraki toparlanma süreci son derece hızlı ve konforludur; kişi yatağa veya koltuk değneklerine bağımlı kalmadan kısa sürede günlük rutinine döner.
Bu yöntemin hastaya sunduğu en büyük kolaylıklar şunlardır:
- Kesi yapılmaması
- Genel anestezi gerektirmemesi
- Hızlı taburculuk
- Dikiş olmaması
- Kısa iyileşme süresi
Ayrıca bu tedavi köprüleri yakan, geri dönüşü olmayan bir işlem değildir. Embolizasyon olan bir hasta, ilerleyen yıllarda gerekirse ve kireçlenme son evreye gelirse, diz protezi ameliyatı olabilir. Yani bu yöntem gelecekteki olası cerrahi şansını kesinlikle engellemez.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu İşleminin Olası Yan Etkileri Nelerdir?
Her tıbbi müdahalenin kendine has bazı riskleri bulunsa da diz kireçlenmesi embolizasyonunun güvenlik profili oldukça yüksektir. İşlem sonrası gelişebilecek yan etkiler genellikle hafiftir ve vücut bunlarla kolayca başa çıkar.
En sık karşılaşılan basit yan etki kasıktaki iğne giriş yerinde oluşabilecek hafif bir morarma veya sertliktir. Bu durum sadece soğuk buz uygulaması ve biraz dinlenmeyle kolayca geçer. İşlem sonrasında ilk birkaç gün dizde vücudun işleme verdiği doğal bir tepki olarak hafif bir şişlik, ısı artışı ve ağrıda kısa süreli bir dalgalanma hissedilebilir. Bazen, tıkanan damarların cildi besleyen çok ince yan dalları da etkilendiği için diz kapağı üzerindeki deride geçici bir renk değişikliği izlenebilir; bu da birkaç hafta içinde tamamen kaybolur.
İşlem sonrası gözlemlenebilecek geçici durumlar şunlardır:
- Giriş yeri morarması
- Hafif diz şişliği
- Geçici cilt kızarıklığı
- İşlem sonrası hassasiyet
Ciddi doku hasarları veya kemik beslenmesinin bozulması gibi majör riskler yok denecek kadar azdır. Doktorun cihaz başındaki ustalığı ve ilacı damara saniye saniye izleyerek vermesi bu riskleri neredeyse ortadan kaldırır.
Diz Kireçlenmesi Embolizasyonu Kalıcı Bir Çözüm müdür ve Ne Kadar Etkilidir?
Bu konuda gerçekçi beklentilere sahip olmak, tedavi sürecinin en sağlıklı adımlarından biridir. Diz kireçlenmesi, insan doğası gereği kronik ve zamanla ilerlemeye meyilli bir hastalıktır. Uygulanan bu yöntem yaşlanmayı durduran veya kıkırdağı yeniden gençliğinizdeki haline getiren sihirli bir formül değildir. Temel amacı, hastanın çektiği o çıldırtıcı şiddetteki ağrıyı durdurmak ve hareket özgürlüğünü geri vermektir.
Klinik tecrübeler ve bilimsel takipler, başarılı bir işlemin sağladığı ağrı kontrolü ve rahatlamanın genellikle çok uzun süreler kesintisiz devam ettiğini göstermektedir. Birçok hastada bu rahatlama hissi yıllarca sürer. Ancak aradan uzun yıllar geçtikçe, vücut yaşlanmaya devam edeceği için, vücudun başka bölgelerinden yeni damar oluşumları tekrar tetiklenebilir. Fakat elde edilen bu uzun ağrısız ve konforlu dönem, hastanın hayatında büyük bir devrim yaratır. Hasta bu süreçte ağrısız bir şekilde hareket edebilir, kilo verebilir, diz çevresindeki kaslarını güçlendirecek egzersizleri rahatça yapabilir. Kasların güçlenmesi ve kilonun azalmasıyla birlikte diz eklemine binen yük hafifler ve kireçlenmenin ilerleyişi doğal yollarla da yavaşlatılmış olur.

Dr. Ali Yurtlak, 1996 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş ve radyoloji uzmanlık eğitimini İstanbul Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamlamıştır. Girişimsel Radyoloji alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Dr. Yurtlak, minimal invaziv ve anjiyografik tedavilerde uzmanlaşmıştır.
Kariyeri boyunca 5000’den fazla hastaya başarılı tedavi uygulamış, 3500’ü aşkın girişimsel işlem gerçekleştirmiştir. Günümüzde BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nde aktif olarak görev yapan Dr. Yurtlak, damar ve organ hastalıklarında tanısal ve tedavi amaçlı girişimsel radyolojik yöntemlerle hastalarına modern, güvenli ve etkili çözümler sunmaktadır.

