Pelvik venöz konjesyon embolizasyonu; alt karın bölgesinde genişleyen, kapakçık yapısı bozulmuş ve kanın geriye doğru kaçmasına neden olan hastalıklı toplardamarların incecik kateterler yardımıyla ameliyatsız olarak kapatılması işlemidir. Cerrahi bir kesi veya dikiş gerektirmeyen bu modern damar içi müdahalede, kasık bölgesinden girilerek sorunlu damar ağları özel tıbbi materyallerle kalıcı şekilde mühürlenir. İşlemin temel mantığı, görevini yapamayan ve pelviste kan göllenmesine yol açan arızalı yolları devre dışı bırakarak kan akışını tamamen sağlıklı damarlara yönlendirmektir. Doğrudan damar içerisinden gerçekleştirilen bu minimal invaziv yöntem kronik pelvik ağrıların kaynağını çevre dokulara hasar vermeden, son derece güvenli ve konforlu bir şekilde ortadan kaldırır.
Pelvik Venöz Konjesyon Nedir?
Kronik pelvik ağrı, altı aydan daha uzun süren, adet döngüsü veya hamilelikle doğrudan bir bağlantısı olmayan ve kişinin günlük yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren alt karın ağrılarını tanımlar. Pelvik venöz konjesyon, bu tür kronik ağrıların oldukça yaygın ancak teşhisi sıklıkla gözden kaçan en önemli nedenlerinden biridir. Bu hastalığı anlayabilmek için öncelikle damar sisteminin temel çalışma prensibini bilmek gerekir. İnsan vücudundaki kan, atardamarlar aracılığıyla organlara pompalanır ve görevini tamamlamış, oksijeni azalmış olan kan, toplardamarlar aracılığıyla temizlenmek üzere kalbe geri döner. Kalbe dönüş yolculuğunda, özellikle belden aşağısında yer alan kanın yerçekimine karşı yukarı doğru tırmanması gerekir. Bu zorlu tırmanışı mümkün kılan asıl mekanizma, toplardamarların içerisinde yer alan ve tek yöne doğru açılan minik kapakçıklardır.
Pelvik bölgedeki toplardamarlarda, özellikle de yumurtalıkları besleyen damarlarda ve rahim çevresindeki ağlarda bulunan bu kapakçıklar yapısal olarak bozulduğunda sistem çöker. Kapakçıkların işlevini yitirmesiyle birlikte kan yukarı doğru ilerleyemez ve yerçekiminin etkisiyle alt karın bölgesindeki damarlarda geriye doğru kaçarak birikir. Tıpkı bacaklarda görülen varis hastalığında olduğu gibi, pelvik bölgedeki damarlar da bu aşırı kan birikimi nedeniyle balonlaşır, genişler ve kıvrımlı bir hal alır. Dışarıdan görünmeyen, karın içindeki bu gizli varisler, zamanla damar içindeki basıncın inanılmaz boyutlara ulaşmasına neden olur. Fizikteki kapalı kaplar kanunu uyarınca, içeride sıkışan bu yüksek basınç sadece damarlara zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda çevredeki hassas sinir ağlarına, rahim dokusuna, mesaneye ve bağırsaklara da çok ciddi fiziksel baskı yapmaya başlar.
Pelvik Venöz Konjesyon Kimlerde Sık Görülür ve Nedenleri Nelerdir?
Bu rahatsızlık her yaş grubunda veya her cinsiyette eşit dağılım gösteren sıradan bir hastalık değildir. İstatistiksel ve klinik verilere bakıldığında, en tipik hasta profilinin yirmili ve kırklı yaşlar arasındaki, en az bir veya birden fazla doğum yapmış kadınlar olduğu açıkça görülmektedir. İlk gebeliğini henüz yaşamamış kadınlarda bu tabloya rastlamak oldukça nadirdir. Hastalığın anneleri ve çok doğum yapmış kadınları hedef almasının altında yatan en temel neden, gebelik sürecinde kadın vücudunda, özellikle de pelvik damar sisteminde meydana gelen devasa fizyolojik değişimlerdir. Hamilelik dönemi, büyüyen fetüsün kan ve oksijen ihtiyacını karşılamak amacıyla anne vücudundaki kan hacminin dramatik bir şekilde arttığı mucizevi ama bir o kadar da zorlayıcı bir süreçtir.
Bu dönemde pelvik bölgedeki toplardamarların kan taşıma kapasitesinde muazzam bir artış meydana gelir. Damarlar, bu devasa hacmi karşılayabilmek için esnemek ve genişlemek zorundadır. Ancak her dokunun tıpkı bir lastik gibi bir elastikiyet sınırı vardır. Üst üste yaşanan gebelikler, damar duvarlarındaki bağ dokusunun zamanla yorulmasına ve kalıcı olarak hasar görmesine yol açar. İkinci büyük faktör ise hormonal değişimlerdir. Kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen, doğası gereği damar duvarları üzerinde gevşetici bir etkiye sahiptir. Üreme çağındaki kadınlarda yüksek olan östrojen seviyeleri, damarların esnemeye çok daha meyilli olmasına zemin hazırlar.
Bu hastalığın ortaya çıkmasını tetikleyen temel risk faktörleri şunlardır:
- Çoklu gebelik geçmişi
- Yüksek östrojen seviyeleri
- Genetik damar zayıflığı
- Ayakta uzun süre kalınan meslekler
- Obezite ve aşırı kilo artışı
Pelvik Venöz Konjesyon Hastalığının Günlük Hayatı Etkileyen Belirtileri Nelerdir?
Karın içindeki varislerin yarattığı belirtiler diğer tipik kadın hastalıklarından farklı, kendine has bazı karakteristik özellikler taşır. En temel şikayet, alt karın bölgesinde hissedilen; keskin veya batıcı olmaktan ziyade daha çok donuk, sızlayıcı, içten içe kemiren ve pelviste ağır bir taş taşıyormuş hissi veren kronik ağrıdır. Bu ağrının en dikkat çekici özelliği pozisyonla olan doğrudan ilişkisidir. Sabah uyandığında, yani vücut bütün gece boyunca yatay pozisyonda kaldığı ve yerçekiminin damarlar üzerindeki baskısı sıfırlandığı için kişi kendini gayet iyi hisseder. Ancak gün ilerledikçe, özellikle uzun süre ayakta kalındığında veya ev işleri yapıldığında kan pelvise doğru çökmeye başlar ve akşam saatlerine doğru ağrı adeta dayanılmaz bir hal alabilir.
Hastalığın ayırıcı tanısında son derece kritik olan bir diğer önemli belirti ise cinsel ilişki sonrasında saatlerce, bazen günlerce devam eden pelvik ağrıdır. Cinsel uyarılma sırasında o bölgeye giden kan akımı doğal olarak artar. Sağlıklı bir damar sisteminde, ilişki sonrasında bu kan hızla bölgeden uzaklaşarak kalbe döner. Ancak kapakçıklar bozuk olduğu için o bölgeye hücum eden kan geri dönemez ve damarlar aşırı şişkin kalmaya devam eder.
Hastaların günlük yaşamında karşılaştığı en yaygın belirtiler şunlardır:
- Akşama doğru artan pelvik ağrı
- Cinsel ilişki sonrası şiddetli sancı
- Sık sık idrara çıkma isteği
- Dış genital bölgede görülen varisler
- Bağırsak hareketlerinde düzensizlikler
Pelvik Venöz Konjesyon Hastaları Psikolojik Olarak Neler Yaşar?
Fiziksel acının boyutları bir yana, bu sendromun göz ardı edilmemesi gereken devasa bir psikolojik yükü vardır. Yıllarca süren ve bir türlü kesin bir neden bulunamayan ağrılar, hastanın ruh sağlığı üzerinde yıkıcı etkiler yaratabilir. Bu sorunu yaşayan kişiler genellikle yıllar içinde sayısız uzmana gitmiş, defalarca jinekolojik muayeneden geçmiş, sayısız kan testi ve standart ultrasonografi yaptırmıştır. Ancak sorun şu ki standart yatarak yapılan muayenelerde bu hastalık kendini çok ustaca gizler. Tıbbi testlerin sürekli tamamen temiz çıkması, ortada hiçbir organik sorun bulunamaması, hastanın çevresi ve hatta bazen sağlık profesyonelleri tarafından ağrının stresten kaynaklandığının düşünülmesine yol açar.
Bu talihsiz durum hastada derin bir anlaşılmazlık hissi, çaresizlik ve sonunda depresyon yaratır. Sürekli devam eden ağrı beklentisi, kişinin sosyal planlar yapmasını engeller, iş hayatındaki odaklanma performansını düşürür ve yavaş yavaş sosyal izolasyona sürükler. Cinsel ilişki sonrası yaşanan şiddetli ağrılar ise partnerle olan ilişkileri zedeler, cinsel isteksizliğe ve evlilik içi ciddi krizlere zemin hazırlar. Doğru teşhisin nihayet konulması ve hastaya ağrısının aslında fiziksel, somut ve tedavi edilebilir bir damar probleminden kaynaklandığının söylenmesi bile, tek başına muazzam bir psikolojik rahatlama yaratır.
Pelvik Venöz Konjesyon Teşhisi Neden Zordur ve Hangi Hastalıklarla Karışır?
Alt karın bölgesindeki damar genişlemelerinin teşhisi, tıp dünyasındaki en zorlu teşhis süreçlerinden birini oluşturur. Bunun en büyük nedeni, pelvik bölgedeki sinir ağlarının son derece karmaşık bir yapıda olması ve üreme organları, mesane ve bağırsakların birbirine çok yakın, adeta iç içe geçmiş bir komşuluk yapmasıdır. İçerideki varislerin yarattığı şikayetler, kadın hastalıkları uzmanlarının, ürologların veya gastroenterologların her gün karşılaştığı diğer hastalıkların belirtileriyle birebir aynı özellikleri taşıyabilir. Klinik pratikte bir kişinin karnı ağrıdığında ilk akla gelen ihtimal genellikle damar problemleri olmaz; odak noktası her zaman öncelikle üreme organları, mide-bağırsak sistemi veya idrar yollarıdır.
Hastalar teşhis arayışı sürecinde genellikle farklı uzmanlık dallarına ait klinikler arasında adeta mekik dokurlar. Jinekolojik ve diğer temel sistemik hastalıklar araştırılıp bu hastalıkların olmadığı kanıtlandıktan sonra şüphelerin doğrudan damar sistemine yönelmesi gerekir. Teşhis sürecinin bu kadar uzaması, farklı disiplinlerin bir araya gelerek hastayı bütüncül bir gözle değerlendirmemesinden kaynaklanır.
Klinik değerlendirme sırasında bu sendromla en çok karışan hastalıklar şunlardır:
- Endometriozis rahatsızlığı
- İrritabl bağırsak sendromu
- Kronik idrar yolu enfeksiyonları
- Rahim içi miyomlar
- Pelvik inflamatuar hastalık
Pelvik Venöz Konjesyon Teşhisinde Ayakta Ultrason Neden Hayati Önem Taşır?
Tanı sürecinde şüpheler damar sistemine yöneldiğinde, başvurulması gereken ilk ve en kritik tanı aracı dinamik renkli Doppler ultrasonografidir. Ancak bu inceleme, standart gebelik veya rutin karın ultrasonlarından çok farklı bir yöntemle uygulanmak zorundadır. Doğru bir değerlendirme için cihazın hem karın üzerinden hem de çok daha net görüntüler veren vajinal yoldan kullanılması esastır. Bu incelemelerde rahim ve yumurtalıkların çevresini saran, varisleşmiş venöz damar yumakları milimetrik bir netlikle ortaya çıkarılabilir.
Buradaki en hayati nokta, incelemenin sadece hasta sedyede sırtüstü yatarken değil mutlaka ayağa kaldırıldığında da yapılması zorunluluğudur. Hasta yattığı zaman, pelvis bölgesindeki damarlarda biriken kan basıncı doğal olarak düşer, damarlar büzüşür ve içerideki geri kaçak geçici olarak durur. Eğer muayene sadece yatarak yapılırsa, ekranda tamamen normal görünen damarlara bakılarak yalancı negatif bir sonuç verilebilir. Hasta ayağa kaldırıldığında ise yerçekimi anında devreye girer. Çalışmayan arızalı kapakçıklardan aşağıya doğru hızla hücum eden kan, damarları anında şişirir. Bu aşamada hastadan derin bir nefes alıp ıkınması istenir ve karın içi basıncı arttığında arızalı kapakçıklardan aşağıya doğru şelale gibi ters bir kan akımı olduğu renkli ekranda açıkça saptanır.
Pelvik Venöz Konjesyon Görüntülemesinde MR ve Tomografi Hangi Detayları Gösterir?
Ultrasonografi ile hastalığın varlığı kanıtlandıktan sonra, problemin ne kadar geniş bir alana yayıldığını görmek ve pelvik bölgenin tüm damar haritasını detaylıca çıkarmak için daha ileri düzey görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç duyulur. Bu aşamada manyetik rezonans (MR) venografi ve bilgisayarlı tomografi venografisi devreye girer. MR görüntüleme, x-ışını radyasyonu içermemesi ve rahim veya yumurtalık gibi yumuşak dokuları çok yüksek bir çözünürlükle göstermesi nedeniyle, özellikle genç yaştaki hastalarda en çok tercih edilen ileri görüntüleme yöntemidir. Özel MR çekim teknikleriyle, damar içindeki kanın akım hızı ve yönü üç boyutlu olarak bile analiz edilebilir.
Bu kesitsel görüntüleme yöntemleri, sadece genişlemiş varisleri görmek için değil aynı zamanda damar sisteminde doğuştan gelen anatomik farklılıkları tespit etmek için de hayati öneme sahiptir. Ancak bu teknolojik cihazların çok önemli bir dezavantajı vardır; çekimler her zaman hasta makine içinde dar bir alanda sırtüstü yatarken yapılır. Yatar pozisyondayken, mide ve bağırsakların ağırlığı arkadan geçen pelvik damarların üzerine çökerek damarları ezebilir. Bu durum alınan görüntülerde sanki damarda yapısal bir tıkanıklık varmış gibi yalancı bir darlık yanılsaması yaratabilir. Bu yüzden bulgular daima ultrason sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Pelvik Venöz Konjesyon Tanısında Altın Standart Olan Anjiyografi Nasıl Yapılır?
Tüm ultrason ve MR verileri detaylıca toplandıktan sonra, hem kesin teşhisi koymak hem de aynı seansta tedavi aşamasına geçebilmek için altın standart olarak kabul edilen diagnostik konvansiyonel venografi işlemine başvurulur. Bu işlem ameliyathanede değil ileri teknoloji x-ışını cihazlarının bulunduğu son derece donanımlı özel anjiyografi ünitelerinde gerçekleştirilir. İşlem tamamen ağrısız bir süreçtir ve sadece lokal anestezi ile kasık bölgesindeki cildin ince bir iğneyle uyuşturulmasıyla başlar. Genellikle sağ kasıktaki toplardamardan çok ince, ucu kıvrılabilir plastik tüpler, yani kateterler kullanılarak damar sistemine nazikçe giriş yapılır.
Büyük ekranlardaki kamera sisteminden anlık olarak takip edilerek, bu ince kateterler kalbe giden ana damarlar üzerinden dikkatlice aşağıya, yumurtalık venlerinin içine kadar ilerletilir. Kateterin ucu doğru noktaya ulaştığında, damar içini boyayan özel bir tıbbi ilaç enjekte edilir. Tam bu esnada hastadan ıkınması istenir. Boyalı ilacın damar içindeki hareketi canlı olarak ekrana yansır. İlacın kalbe doğru yukarı gitmesi gerekirken, aşağıya pelvise doğru geriye kaçtığı, rahim çevresindeki varis havuzlarını tamamen doldurduğu görülür. Bu görüntü, teşhisin kesin olarak doğrulandığı andır.
Pelvik Venöz Konjesyon Embolizasyonu Öncesi Kompresyon Sendromları Neden Araştırılmalıdır?
Kesin teşhis konduktan sonra hemen damarları kapatma tedavisine atlamak büyük bir hata olabilir. İşlemden önce, bu damar genişlemesinin yapısal bir kapakçık zayıflığından mı, yoksa daha yukarıda bir yerde damarın bir başka doku tarafından ezilmesinden mi kaynaklandığını çözmek şarttır. Eğer bir bahçe hortumunun uç kısmını tıkarsanız, geride kalan kısım şişer ve patlayacak noktaya gelir. İnsan vücudunda da aynen buna benzeyen ve kompresyon adı verilen damar sıkışma sendromları bulunur.
Bu sendromlardan biri fındıkkıran sendromudur. Böbrekten gelen kanı taşıyan damar, iki büyük atardamarın tam arasından geçerken adeta bir fındıkkıran gibi ezilebilir. Damar ezilince kan kalbe gidemez ve kendine yeni bir kaçış yolu arar. En kolay kaçış yolu, yumurtalık toplardamarı üzerinden aşağıya doğru geri akmaktır. Bu durumda asıl sorun pelvisteki damar değil yukarıdaki fiziksel ezilmedir. Eğer hastalığın temelinde bu tür bir mekanik sıkışma varsa, sadece pelvisteki varisleri kapatmak hiçbir işe yaramayacaktır.
Mutlaka araştırılması gereken temel damar sıkışma durumları şunlardır:
- Fındıkkıran (Nutcracker) sendromu
- May-Thurner sendromu
- Doğuştan gelen damar anomalileri
- Damara baskı yapan dev miyomlar
- Böbrek veni varyasyonları
Ameliyatsız Bir Yöntem Olan Pelvik Venöz Konjesyon Embolizasyonu Nasıl Uygulanır?
Herhangi bir sıkışma sendromu olmadığı tamamen teyit edildikten sonra, asıl tedavi aşamasına geçilir. Kronik pelvik ağrının tedavisinde günümüzde en etkili ve güvenilir seçenek pelvik venöz konjesyon embolizasyonudur. Embolizasyon kelimesi, bir damarın tıbbi yöntemler kullanılarak içeriden tıkanması ve mühürlenmesi anlamına gelir. Bu işlem kesinlikle açık bir ameliyat değildir. Hasta tamamen uyutulmaz, narkoz almaz; bunun yerine hastanın rahatlaması ve işlem boyunca sakin kalması için damar yolundan hafif sakinleştirici ilaçlar verilir.
Teşhis için yapılan venografi işleminde olduğu gibi, kasık bölgesindeki ciltten yapılan sadece birkaç milimetrelik küçücük bir giriş deliğinden incecik kateterlerle sorunlu olan tüm damarlara ulaşılır. İşlemin asıl stratejisi, sadece ana gövde damarını değil rahim etrafında ağ şeklinde bulunan ve varisleşmiş tüm ufak kaçak yollarını kalıcı olarak haritadan silmektir. Uzman, kateteri bu kıvrımlı damarların en uç noktalarına kadar ilerletir ve kanın göllendiği o hastalıklı havuzları tek tek bularak işleme başlar. Tamamen ağrısız geçen bu süreç genellikle bir saat gibi kısa bir süre içerisinde başarıyla tamamlanır.
Pelvik Venöz Konjesyon Embolizasyonu İşleminde Hangi Malzemeler Kullanılır?
Tedavinin kalıcılığı ve başarısı, tamamen bozulmuş olan bu venöz yolların ne kadar iyi ve sıkı kapatıldığına bağlıdır. Damarın içeriden mühürlenmesi için farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip son teknoloji tıbbi materyaller kullanılır ve bu materyaller genellikle bir arada uygulanarak en yüksek iyileşme etkisi elde edilir. Ana araçlar, sarmal adı verilen mikroskobik boyutlardaki esnek yapıdaki tıbbi tellerdir. Bu sarmallar damarın içine bırakıldıklarında kendi üzerlerine kıvrılarak sıkı bir yumak halini alırlar ve orada doğal bir pıhtılaşma süreci başlatırlar.
Ancak sadece ana damarı sarmallarla tıkamak genellikle tek başına yetersiz kalır; çünkü ana damarın altında, birbirine çokça dallanmış geniş bir varis havuzu yatar. Bu ince dallara ulaşmak için özel ilaçlardan elde edilen sklerozan köpük kullanılır. Bu köpük, ince kateterler yardımıyla varis havuzunun en derin noktalarına sıkılır. Köpüğün içindeki maddeler, damarın iç yüzeyini büzüştürerek duvarların birbirine yapışmasını sağlar ve damarı tamamen kurutur.
İşlem sırasında güvenle kullanılan başlıca malzemeler şunlardır:
- Titanyum damar sarmalları
- Özel vasküler tıkaçlar
- Sklerozan köpük ilaçları
- Hızlı donan tıbbi yapıştırıcılar
- Platin mikro koiller
Pelvik Venöz Konjesyon Embolizasyonu Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
İşlem tamamlandıktan hemen sonra kasıktaki milimetrik giriş noktasına kısa bir süre baskı yapılır ve hasta dinlenmek üzere odasına alınır. Çoğu zaman hastalar aynı günün akşamında veya en geç ertesi sabah yürüyerek, kendi başlarına hastaneden rahatlıkla taburcu edilirler. Ancak asıl iyileşme süreci evde devam eder. Hastaların büyük bir çoğunluğu, taburcu olduktan sonraki ilk birkaç gün içerisinde alt karın bölgesinde hafif kramplar, sırta vuran künt ağrılar veya çok hafif bir ateş yaşayabilirler.
Bu durum kesinlikle bir komplikasyon veya enfeksiyon belirtisi değildir. Aksine, içerisine köpük ve sarmal yerleştirilen damarların kapanıp kururken vücutta yarattığı doğal bir iyileşme ve yeniden yapılanma tepkisidir. Vücut o hastalıklı damarı yok etmeye çalışırken bu tür geçici ağrılar yaratabilir. Standart ağrı kesiciler ve evde kısa bir istirahat ile bu süreç birkaç gün içinde tamamen atlatılır. Asıl klinik iyileşme ise ilerleyen haftalarda başlar; kapatılan damarların vücut tarafından tamamen emilmesiyle birlikte pelvik bölgedeki baskı kalkar ve hastalar o kronik ağırlık hissinden tamamen kurtulurlar.
Pelvik Venöz Konjesyon Embolizasyonu Doğurganlığı ve Gelecekteki Gebelikleri Etkiler mi?
Özellikle genç yaşlardaki hastaların tedavi öncesinde akıllarını kurcalayan en büyük endişe, bu damar kapatma işleminin yumurtalıklarına zarar verip vermeyeceği ve ileride yeniden anne olma şanslarını kaybettirip kaybettirmeyeceğidir. Bu tedavi yönteminin tıbbi açıdan en mükemmel yanlarından biri, kadın üreme sistemine tamamen saygılı olması ve doğurganlığı asla olumsuz etkilememesidir. Yumurtalıkları besleyen asıl oksijenli taze kan, atardamarlar aracılığıyla organa ulaşır. Embolizasyon işlemi ise atardamarlara kesinlikle dokunmaz; sadece kirli kanı taşıyan ve zaten bozulmuş, vücuda yük olan toplardamarları kapatır.
Yumurtalıkların temel beslenmesi bozulmadığı için yumurtalık rezervi ve hormon üretimi hiçbir şekilde zarar görmez. Tam aksine, pelvik bölgedeki o zehirli kan göllenmesinin ortadan kalkması, yumurtalıkların ve rahim dokusunun çok daha huzurlu ve sağlıklı çalışmasına olanak tanır. Ağrının bitmesiyle psikolojik olarak rahatlayan ve cinsel yaşam kalitesi artan hastaların, işlemden sonraki dönemlerde tamamen doğal yollarla sağlıklı gebelikler geçirdiği kanıtlanmıştır.
Geleneksel Ameliyatlara Göre Pelvik Venöz Konjesyon Embolizasyonu Hangi Avantajları Sunar?
Geçmiş yıllarda, görüntüleme teknolojilerinin bu kadar gelişmediği dönemlerde, kronik pelvik ağrısı olan kadınlara uygulanan yegane tedaviler oldukça ağırdı. Ya açık bir ameliyatla karna girilerek damarlar cerrahi iplerle bağlanıyor ya da en uç ve acımasız nokta olarak kadının rahmi ve yumurtalıkları tamamen alınıyordu. Bugün geldiğimiz modern tıp noktasında, bu tür organ feda edici cerrahi yöntemler büyük ölçüde terk edilmeye başlanmıştır. Embolizasyon tedavisi, hastaya ağır bir narkoz alma riski yaşatmaz, karın bölgesinde estetiği bozan hiçbir kesi veya dikiş izi bırakmaz ve hastanede günlerce sancılı bir yatış gerektirmez. En önemlisi, hastayı o derin ağrıdan kurtarmak için sağlıklı üreme organlarını feda etmez. Ayakta yapılan doğru bir ultrasonografiyi takiben uygulanan bu zarif tedavi, yıllarca ağrıya mahkum olduğunu düşünen hastalar için hayat kurtarıcı bir çıkış kapısıdır.
Bu kapalı yöntemin geleneksel cerrahiye göre sunduğu en belirgin avantajlar şunlardır:
- Genel anestezi zorunluluğu yoktur
- Karında hiçbir kesi izi oluşmaz
- Aynı gün taburcu olma imkanı verir
- Rahim veya yumurtalık kaybı yaşanmaz
- Günlük hayata dönüş çok hızlıdır

Dr. Ali Yurtlak, 1996 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş ve radyoloji uzmanlık eğitimini İstanbul Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamlamıştır. Girişimsel Radyoloji alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Dr. Yurtlak, minimal invaziv ve anjiyografik tedavilerde uzmanlaşmıştır.
Kariyeri boyunca 5000’den fazla hastaya başarılı tedavi uygulamış, 3500’ü aşkın girişimsel işlem gerçekleştirmiştir. Günümüzde BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nde aktif olarak görev yapan Dr. Yurtlak, damar ve organ hastalıklarında tanısal ve tedavi amaçlı girişimsel radyolojik yöntemlerle hastalarına modern, güvenli ve etkili çözümler sunmaktadır.

