Venöz ülser, bacaklardaki toplardamar yetmezliğine bağlı olarak gelişen kronik yaralardır. Genellikle ayak bileği çevresinde ortaya çıkan bu yaralar, kanın damar içinde göllenmesiyle dokularda hasara neden olur. Yavaş iyileşir ve sık tekrar edebilir.
Venöz ülser belirtileri arasında ciltte renk değişikliği, kaşıntı, şişlik ve yara oluşumu yer alır. Zamanla cilt incelir ve yara açılır. Ağrı genellikle hafif olmakla birlikte, enfeksiyon gelişirse şiddetlenebilir. Tanı fizik muayene ve doppler ultrason ile konur.
Venöz ülser tedavisi, altta yatan venöz yetmezliğin düzeltilmesine odaklanır. Kompresyon bandajları, yara bakım ürünleri ve damar içi müdahaleler kullanılır. Tedavi süreci uzun sürebilir ve düzenli takip gerektirir.
Venöz ülserden korunmak için varis gibi öncü damar hastalıklarının erken tedavisi önemlidir. Günlük yürüyüş, bacakları yukarı kaldırma ve varis çorabı kullanımı gibi yaşam tarzı değişiklikleri riski azaltmada etkilidir.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tanım | Venöz ülser, genellikle alt bacaklarda meydana gelen ve venöz yetmezliğe bağlı olarak gelişen kronik, iyileşmesi zor açık yaralardır. |
| Nedenleri | Kronik venöz yetmezlik (toplardamarlarda kapakçıkların bozulması), geçirilmiş derin ven trombozu (DVT), bacakta uzun süreli venöz basınç artışı. |
| Belirtiler | Ayak bileği çevresinde ve alt bacakta ağrılı açık yara, ciltte koyulaşma (hiperpigmentasyon), egzama benzeri deri değişiklikleri, şişlik ve kaşıntı. |
| Risk Faktörleri | İleri yaş, kadın cinsiyet, varis öyküsü, geçirilmiş bacak travması, obezite, hareketsiz yaşam, derin ven trombozu geçmişi. |
| Tanı Yöntemleri | Fizik muayene, Doppler ultrasonografi (yetersiz venöz akımı değerlendirmek için), Ankle-Brachial Index (arteriyel dolaşımı dışlamak için). |
| Lokalizasyon | En sık iç ayak bileği çevresinde görülür; yaralar genellikle yüzeyel, düzensiz kenarlı ve çevresinde pigmentasyon vardır. |
| Komplikasyonlar | Enfeksiyon, selülit, kronik ağrı, sosyal izolasyon, yara iyileşmesinde gecikme, tekrarlayan ülserler. |
| Tedavi Seçenekleri | Kompresyon tedavisi (bandajlar veya varis çorapları), yara bakımı (temizlik, debridman, nemli yara örtüleri), enfeksiyon varsa antibiyotik, altta yatan venöz yetmezliğe yönelik girişimler (lazer, cerrahi). |
| Yaşam Tarzı Önerileri | Günlük bacak egzersizleri, bacakları yüksekte tutmak, varis çorabı düzenli kullanmak, sigarayı bırakmak, dengeli beslenme. |
| Önleme | Kronik venöz yetmezliğin erken tedavisi, düzenli egzersiz, uygun kilo kontrolü, bacaklarda dolaşımı artıran aktiviteler, yara takibinin düzenli yapılması. |
Venöz Ülser Neden Oluşur ve Varisle İlişkisi Nedir?
Bacaklarımızdaki dolaşım sistemini bir binanın su tesisatına benzetebiliriz. Temiz kanı taşıyan atardamarlar, tıpkı musluktan akan taze su gibi dokuları besler. Toplardamarlar ise kullanılan kirli kanı yerçekimine karşı koyarak tekrar kalbe ve akciğerlere taşıyan tahliye boruları gibidir. Ancak yerçekimi oldukça güçlü bir kuvvettir. Kanın aşağıdan yukarıya doğru çıkarken geri düşmemesi için toplardamarlarımızın içinde “kapakçık” adını verdiğimiz, tek yönlü açılan minik kapılar bulunur:
Venöz ülserin hikayesi, işte bu kapakçıkların bozulmasıyla başlar. Kapakçıklar hasar gördüğünde veya damar duvarları genişleyip kapaklar birbirine kavuşamadığında, kan yukarı çıkmak yerine aşağıya, ayak bileklerine doğru geri kaçmaya başlar. Biz buna “reflü” diyoruz. Sürekli aşağı doğru biriken kan, bacağın alt kısımlarındaki damarlarda muazzam bir basınç artışına neden olur. Tıpta buna “venöz hipertansiyon” denir.
Bu yüksek basınç, zamanla damar duvarlarının geçirgenliğini bozar. Damar içindeki sıvı, proteinler ve kan hücreleri dokuların arasına sızmaya başlar. Özellikle kan hücrelerinin doku arasına sızması, cildin beslenmesini bozar ve orada kronik bir yangı (enflamasyon) başlatır. Dokular yeterli oksijen alamaz, atık maddeler uzaklaştırılamaz ve bölge adeta bir bataklığa döner. Beslenemeyen bu hassas cilt, en ufak bir kaşıma, hafif bir darbe veya bazen kendiliğinden açılarak yaraya dönüşür. Yani gördüğünüz o yara, aslında içerideki basınç patlamasının dışa vurumudur ve tedavi edilmemiş varis hastalığının bir sonucudur.
Venöz Ülser Kimlerde Daha Sık Görülür ve Risk Faktörleri Nelerdir?
Venöz ülserler genellikle uzun yıllardır varis problemi olan ancak tedavisini ertelemiş kişilerde karşımıza çıkar. Ancak tek sebep ihmal edilmiş varisler değildir. Bazen hasta hiç varisi olduğunu bilmeyebilir, çünkü sorun cildin hemen altındaki görünür damarlarda değil bacağın derinliklerindeki ana toplardamarlarda olabilir. Bu durum genellikle genetik miras, yaşam tarzı ve geçirilen eski hastalıkların bir kombinasyonu sonucu gelişir.
Venöz ülser gelişimi için zemin hazırlayan en önemli risk faktörleri şunlardır:
- İleri yaş
- Genetik yatkınlık
- Ailede varis öyküsü
- Kadın cinsiyet
- Çok sayıda doğum yapmış olmak
- Obezite
- Hareketsiz yaşam tarzı
- Sigara kullanımı
- Derin ven trombozu öyküsü
- Uzun süre ayakta kalmayı gerektiren meslekler
- Uzun süre oturarak çalışmayı gerektiren meslekler
- Bacak kas pompasının zayıflığı
- Geçirilmiş bacak travmaları
Özellikle daha önce bacağında pıhtı (Derin Ven Trombozu – DVT) oluşmuş hastalar en yüksek risk grubundadır. Pıhtı, damar içindeki o narin kapakçıkları tahrip eder ve damar duvarına yapışarak kalıcı tıkanıklıklara veya darlıklara yol açabilir. Bu durum yıllar sonra “Post-Trombotik Sendrom” dediğimiz tabloyla ve iyileşmeyen yaralarla karşımıza çıkar.
Venöz Ülser Gelişmeden Önce Vücut Hangi Sinyalleri Verir ve Belirtileri Nelerdir?
Yara oluşumu aslında bir gecede gerçekleşmez. Vücut, aylar hatta yıllar öncesinden “imdat” çağrıları göndermeye başlar. Hastalarımız genellikle yara açılmadan çok önce bacaklarında bir huzursuzluk hissederler. Akşama doğru artan, sabah kalktığında inmiş olan bacak şişlikleri ilk uyarıdır. Bacaklarda tarifi zor bir ağırlık hissi, yanma, kramp ve dolgunluk hissi yaşanır.
Yara açılma evresine yaklaşıldığında ise ciltte gözle görülür, çok tipik değişiklikler başlar. Özellikle ayak bileğinin iç kısmında renk değişimleri olur. Cilt rengi önce kızarır, sonra kahverengi veya morumsu bir hal alır. Bu renk değişikliği, damar dışına sızan kan hücrelerinin içindeki demirin dokuda birikmesiyle oluşur ve kalıcıdır.
Zamanla o bölgedeki cilt sertleşir, kalınlaşır ve esnekliğini kaybeder. Dokunduğunuzda cildin adeta tahta gibi sertleştiğini hissedersiniz; buna “lipodermatoskleroz” denir. Cilt kurur, incelir, pul pul dökülür ve yoğun kaşıntı başlar. İşte bu noktada cilt o kadar savunmasızdır ki kaşımak bile büyük bir yaranın açılmasına neden olabilir. Açılan yara genellikle düzensiz sınırlı, sığ ve tabanı kırmızıdır. Enfeksiyon eklenirse sarı-yeşil akıntı ve kötü koku oluşabilir.
Venöz ülserin en belirgin özellikleri şunlardır:
- Ayak bileği iç kısmında konumlanması
- Düzensiz yara kenarları
- Yara çevresinde koyu kahverengi renk değişikliği
- Bacakta ödem
- Ciltte sertleşme
- Sürekli akıntı
- Egzama benzeri döküntüler
- Kaşıntı
- Bacak sarkıtıldığında artan ağrı
- Bacak yukarı kaldırıldığında hafifleyen ağrı
Venöz Ülser Tanısı Nasıl Konulur ve Ayakta Yapılan Doppler Ultrasonun Önemi Nedir?
Bir bacak yarasının venöz ülser olup olmadığını anlamak, tedavinin başarısı için hayati öneme sahiptir. Çünkü bacakta diyabete bağlı, atardamar tıkanıklığına bağlı veya nörolojik nedenlere bağlı yaralar da çıkabilir ve her birinin tedavisi tamamen farklıdır. Yanlış tanı, yanlış tedaviye ve yaranın daha da kötüleşmesine yol açabilir.
Tanı sürecinde hekiminiz önce sizi dinler ve yaranın görünümünü inceler. Ancak asıl teşhis, teknolojinin yardımıyla konur. Bu noktada “Renkli Doppler Ultrasonografi” altın standarttır. Ancak burada çok kritik bir detay vardır: Doppler ultrasonun mutlaka “ayakta” yapılması gerekir.
Pek çok hasta ultrasonun yatarak yapıldığını düşünür. Ancak venöz yetmezlik, yerçekimiyle ortaya çıkan bir sorundur. Hasta yattığında damar içindeki basınç düşer ve kaçak (reflü) ortadan kaybolabilir. Dolayısıyla yatarak yapılan bir incelemede damarlarınız tamamen normal görünebilir ve asıl sorun gözden kaçabilir. Ayakta yapılan incelemede ise kanın yerçekimine yenilip aşağı doğru akıp akmadığını, kapakçıkların çalışıp çalışmadığını net bir şekilde görürüz.
Girişimsel Radyologlar olarak bizler, sadece yüzeyel damarları değil derin damarları da inceleriz. Eğer derin damarlarda, özellikle karın içindeki ana toplardamarlarda (İliak venler) bir tıkanıklık veya bası şüphesi varsa, ultrason tek başına yeterli olmayabilir. Bu durumda Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Manyetik Rezonans (MR) Venografi gibi daha ileri görüntüleme yöntemlerine başvururuz. Hatta bazen damarın içini “İntravasküler Ultrason” (IVUS) dediğimiz, damar içine gönderilen minik bir ultrason kamerasıyla inceleyerek milimetrik darlıkları tespit ederiz.
Venöz Ülser Tedavisinde Sadece Krem ve Pansuman Neden Yetersiz Kalır?
Hastalarımızın en sık düştüğü yanılgı, bu yarayı sadece bir cilt sorunu olarak görmeleridir. Aylarca, bazen yıllarca çeşitli kremler, merhemler, bitkisel karışımlar denerler. Ancak sonuç genellikle hüsrandır; yara ya hiç kapanmaz ya da kapansa bile kısa süre sonra tekrar açılır.
Bunun nedenini şöyle açıklayabiliriz: Evinizin duvarında sürekli nem ve küf oluştuğunu düşünün. Siz sürekli boya yapıp küfü temizleseniz de duvarın içinden geçen su borusundaki patlağı tamir etmediğiniz sürece o duvar tekrar küflenecektir. Venöz ülser de böyledir. Sorun ciltte değil cildin altındaki yüksek basınçlı damarlardadır.
Bizim öncelikli hedefimiz, o bölgedeki “venöz hipertansiyonu” düşürmektir. Yani bataklığı kurutmadan sinekleri kovalamaya çalışmak boşa kürek çekmektir. Elbette yara bakımı, enfeksiyon kontrolü ve düzenli pansuman çok önemlidir. Ancak bunlar tek başına tedavi edici değil destekleyici yöntemlerdir. Altta yatan damar sorunu (kaçak veya tıkanıklık) mekanik olarak düzeltilmediği sürece kalıcı iyileşme sağlamak mümkün değildir.
Venöz Ülser Tedavisinde Varis Çorabının ve Kompresyonun Rolü Nedir?
Mekanik kompresyon yani baskı tedavisi, venöz ülser yönetiminin temel taşlarından biridir. İster varis çorabı olsun, ister çok katlı bandajlama sistemleri olsun, amaç aynıdır: Dışarıdan basınç uygulayarak genişlemiş damarları sıkıştırmak, kapakçıkları birbirine yaklaştırmak ve kas pompasını desteklemek.
Bu baskı sayesinde, damar çapı küçülür ve kanın aşağıda göllenmesi engellenir. Kanın yukarıya, kalbe doğru akışı hızlanır. Bu da bacak dokularındaki ödemi azaltır ve hücrelerin oksijenlenmesini sağlar. Özellikle aktif yarası olan dönemde, hasta çorap giymekte zorlanabileceği için özel bandajlama teknikleri kullanılır.
Ancak varis çorabı kullanımı rastgele olmamalıdır. Çorabın basınç derecesi, uzunluğu ve hastanın bacak yapısına uygunluğu doktor tarafından belirlenmelidir. Ayrıca hastanın bacak atardamarlarında bir tıkanıklık olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir; çünkü atardamar sorunu olanlarda sıkı çorap kullanımı kan akışını tamamen keserek kangrene yol açabilir.
Girişimsel Radyoloji Yöntemleri Venöz Ülser Tedavisinde Nasıl Kullanılır?
Geçmişte bu tür ileri derece varis yaraları için açık ameliyatlar, damarların soyularak çıkarılması gibi ağrılı ve iyileşmesi zor yöntemler uygulanırdı. Ancak günümüzde Girişimsel Radyoloji sayesinde artık neştersiz, dikişsiz ve narkozsuz tedaviler mümkün hale gelmiştir.
Girişimsel Radyologlar olarak felsefemiz şudur: Sorunu en az hasarla, en konforlu şekilde ve kaynağında çözmek. Bizler görüntüleme yöntemlerini (ultrason, anjiyo) çok iyi kullandığımız için, damarın içini görerek işlem yaparız. Tedavilerimizin tamamı iğne deliğinden girilerek yapılır.
Yaptığımız işlem temel olarak şudur: Kanı geri kaçıran, yani bozuk olan damarı tespit ederiz ve bu damarı iptal ederiz. Hastalarımız bazen “Damarımı kapatırsanız kan nasıl gidecek?” diye endişelenirler. Vücudumuzda muazzam bir damar ağı vardır. Bozuk olan ve zaten işe yaramayıp zarar veren damarı kapattığımızda, kan sağlıklı olan diğer damarlardan yoluna devam eder. Böylece dolaşım rahatlar, basınç düşer ve yara iyileşme sürecine girer.
Venöz Ülser İçin Lazer ve Radyofrekans Tedavisi Nasıl Yapılır?
Yüzeyel toplardamar yetmezliğinde (örneğin Safen ven yetmezliği) en sık kullandığımız ve “altın standart” olarak kabul edilen yöntemler termal ablasyon, yani ısı ile kapatma yöntemleridir. Bunlar Endovenöz Lazer Ablasyon (EVLA) veya Radyofrekans Ablasyon (RFA) olarak adlandırılır.
Bu işlemler ameliyathane şartlarında değil anjiyo ünitesinde veya işlem odasında, sadece lokal anestezi ile yapılır. Hasta uyanıktır, bizimle konuşabilir. İşlem adımları şöyledir:
Ultrason ile bozuk damar bulunur:
- Diz çevresinden veya bilekten ince bir iğne ile damar içine girilir.
- Damar içine incecik bir lazer teli veya radyofrekans kateteri yerleştirilir.
Damarın çevresine, hastanın ağrı duymaması ve çevre dokuların ısıdan korunması için soğuk suyla karışık özel bir lokal anestezi sıvısı (tümesan) enjekte edilir.
Cihaz çalıştırılır ve kateter yavaşça geri çekilirken damar iç yüzeyi ısıyla yakılarak büzüştürülür ve kapatılır.
İşlem yaklaşık 30-45 dakika sürer. Kesik olmadığı için dikiş atılmaz, sadece iğne giren yere küçük bir bant yapıştırılır. Hasta işlemden hemen sonra ayağa kalkıp yürüyerek evine gidebilir. Bu yöntemlerin başarı oranı %95’in üzerindedir ve venöz ülserin iyileşmesini mucizevi bir şekilde hızlandırır.
Venöz Ülser Tedavisinde Yapıştırma Yöntemi (Glue) Nedir?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ısı kullanmadan yapılan tedaviler de hayatımıza girdi. Bunlardan en popüleri “Siyanoakrilat” yani biyolojik yapıştırıcı tedavisidir. Bu yöntemde de yine ultrason eşliğinde damar içine girilir, ancak damarı yakmak yerine içine özel bir tıbbi yapıştırıcı sıkılır.
Hekim, ultrasonla görerek damar boyunca yapıştırıcıyı uygular ve dışarıdan hafifçe bastırarak damar duvarlarının birbirine yapışmasını sağlar. Saniyeler içinde damar kapanır ve sertleşir. Vücut zamanla bu kapalı damarı emerek yok eder.
Yapıştırma yönteminin en büyük avantajı, ısı kullanılmadığı için damar çevresine anestezi iğneleri yapmaya gerek kalmamasıdır (tümesan anestezi gerekmez). Sadece giriş deliğine yapılan minik bir uyuşturucu yeterlidir. Ayrıca işlem sonrası varis çorabı giyme zorunluluğu daha azdır veya hiç yoktur. Bu yöntem de venöz ülser hastalarında güvenle ve başarıyla uygulanmaktadır.
Derin Ven Tıkanıklığı ve Venöz Ülser İlişkisi Nasıl Tedavi Edilir?
Venöz ülserli bazı hastalarda sorun sadece yüzeyel damarlardaki kaçak değildir; daha derinde, karın içindeki ana toplardamarlarda bir tıkanıklık veya darlık olabilir. Özellikle sol bacakta şişlik ve yara varsa “May-Thurner Sendromu” dediğimiz durumdan şüpheleniriz. Bu sendromda, sağ bacağa giden atardamar, sol bacağın toplardamarının üzerinden geçerken onu omurgaya doğru ezer. Zamanla ezilen damar daralır veya içinde pıhtı oluşur.
Veya hasta daha önce DVT geçirmişse, damar içinde eski pıhtı kalıntıları “duvar” gibi engeller oluşturabilir. Bu durumda bacakta biriken kan yukarı çıkamaz ve basınç aşırı yükselir. Böyle bir hastaya sadece lazer veya varis çorabı tedavisi uygulamak sorunu çözmez, aksine şikayetleri artırabilir.
Girişimsel Radyologlar bu durumda anjiyografi ünitesinde devreye girer. Kasıktan veya diz arkasından girerek tıkalı damarı balonla genişletiriz. Balon yeterli olmazsa (ki genellikle olmaz), damarın tekrar çökmemesi için içine “stent” adını verdiğimiz metal bir kafes yerleştiririz. Stent, damarı içeriden destekleyerek açık kalmasını sağlar. Tıpkı tıkalı bir otoyolu trafiğe açmak gibi, kan akışı rahatlar, bacak basıncı düşer ve inatçı yaralar hızla kapanır. Bu işlemler de yine ameliyatsız, minimal invaziv yöntemlerdir.
Venöz Ülser Tedavisinde Köpük Tedavisi (Skleroterapi) Etkili midir?
Skleroterapi, yani halk arasındaki adıyla “köpük tedavisi”, venöz ülser tedavisinde çok önemli bir tamamlayıcıdır. Ana damardaki kaçak lazer veya stent ile düzeltildikten sonra, yaranın hemen altında veya çevresinde bulunan ve “perforan ven” dediğimiz bağlantı damarları hala sorunlu olabilir. Ayrıca yara çevresindeki ince, yumaklaşmış varisler de cildin beslenmesini bozmaya devam edebilir.
İşte bu noktada köpük tedavisi devreye girer. Özel bir ilaç hava ile karıştırılarak köpük kıvamına getirilir. Ultrason eşliğinde çok ince iğnelerle doğrudan bu sorunlu damarların içine verilir. İlaç, damar duvarını kimyasal olarak tahrip eder ve kapanmasını sağlar.
Köpük tedavisi özellikle yaranın hemen dibindeki besleyici damarları (feeder veins) kurutmak için çok etkilidir. Lazer tedavisi ile kombine edildiğinde yara iyileşme hızını artırır ve nüks oranını düşürür. Poliklinik şartlarında yapılabilen, ağrısız ve pratik bir işlemdir.
Venöz Ülserin Tekrarlamasını Önlemek İçin Neler Yapılmalıdır?
Tedaviler ne kadar başarılı olursa olsun, venöz yetmezlik kronik bir hastalıktır ve vücut yapınız buna müsaittir. Bu nedenle yara kapandıktan sonra “tamamen kurtuldum” diyerek tedbirleri elden bırakmamak gerekir. Nüksü önlemek, en az tedavi kadar önemlidir. Hayatınızda yapacağınız küçük değişiklikler, sizi yeni yaralardan koruyacaktır.
Dikkat etmeniz gerekenler şunlardır:
- Düzenli yürüyüş yapmak
- İdeal kiloyu korumak
- Sigarayı bırakmak
- Uzun süre hareketsiz ayakta durmaktan kaçınmak
- Otururken bacak bacak üstüne atmamak
- Fırsat buldukça bacakları yukarı kaldırıp dinlendirmek
- Sıcak ortamlardan (hamam, sauna, kaplıca) uzak durmak
- Bacakları soğuk suyla yıkamak
- Doktorunuz önerdiyse varis çorabını düzenli giymek
- Bacak cildini her zaman nemli tutmak
- Bol su tüketmek
- Tuz tüketimini azaltmak
Sıkça Sorulan Sorular
Venöz ülser neden oluşur ve hangi damar problemiyle ilişkilidir?
Venöz ülser, çoğunlukla bacaklardaki toplardamar yetmezliğine bağlı olarak gelişir. Damar kapakçıkları düzgün çalışmadığında kan bacaklarda birikir, bu durum dokuların yeterince beslenememesine ve zamanla açık yaraların oluşmasına neden olur.
Venöz ülser en çok hangi bölgelerde görülür ve nasıl tanınır?
En sık ayak bileğinin iç kısmında görülür. Yavaş iyileşen açık yara, çevresinde koyulaşmış cilt, kaşıntı, sertleşme ve bacakta şişlik ile tanınır. Genellikle ağrısızdır ancak enfeksiyon gelişirse ağrı artabilir.
Venöz ülser tedavisinde kompresyon çorabı ne işe yarar?
Kompresyon çorapları bacaklara dıştan baskı uygulayarak kanın kalbe doğru geri dönüşünü destekler. Bu sayede ödem azalır, yara iyileşmesi hızlanır ve venöz ülserin tekrarlama riski düşer.
Venöz ülserin iyileşme süresi ne kadar sürer?
Düzenli yara bakımı ve kompresyon tedavisi ile venöz ülserler genellikle 3 ila 4 ay içinde iyileşir. Ancak altta yatan toplardamar yetmezliği tedavi edilmezse ülserin tekrar etme riski yüksektir.
Venöz ülser enfekte olursa ne tür belirtiler ortaya çıkar?
Kötü kokulu akıntı, artan kızarıklık, sıcaklık, şiddetli ağrı ve ateş enfeksiyon belirtileridir. Bu durumda antibiyotik tedavisi ve gerekirse yara kültürü alınması gerekebilir.
Venöz ülserin tekrar etmesini önlemek için hangi önlemler alınmalıdır?
Kompresyon çoraplarını düzenli kullanmak, uzun süre ayakta kalmaktan kaçınmak, bacakları gün içinde yukarıda tutmak, kilo kontrolü sağlamak ve düzenli yürüyüş yapmak tekrarı önlemede etkilidir.
Venöz ülser ile diyabetik yara arasındaki fark nedir?
Venöz ülser genellikle ayak bileği çevresinde ve nemli görünümde olurken, diyabetik yaralar daha çok ayak tabanı veya parmak uçlarında görülür. Diyabetik yaralar çoğu zaman derin ve his kaybı ile birlikte seyreder.
Venöz ülserde cilt değişiklikleri neden olur ve kalıcı mıdır?
Kan göllenmesi nedeniyle ciltte koyulaşma, incelme ve sertleşme oluşur. Bu değişiklikler çoğu zaman kalıcıdır ancak düzenli bakım ve kompresyon ile ilerlemesi yavaşlatılabilir.
Venöz ülser için hangi modern yara bakım ürünleri kullanılır?
Nemli yara iyileşmesini destekleyen hidrojel, hidrokolloid, alginat ve gümüş içerikli pansumanlar sıklıkla kullanılır. Bu ürünler enfeksiyon riskini azaltır ve iyileşmeyi hızlandırır.
Venöz ülserin cerrahi tedavi seçenekleri nelerdir?
Altta yatan venöz yetmezliği düzeltmek amacıyla lazer ablasyon, radyofrekans tedavisi veya damar ligasyonu gibi cerrahi yöntemler uygulanabilir. Ülser iyileştikten sonra yapılan bu işlemler tekrar riskini azaltır.

Dr. Ali Yurtlak, 1996 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş ve radyoloji uzmanlık eğitimini İstanbul Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamlamıştır. Girişimsel Radyoloji alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Dr. Yurtlak, minimal invaziv ve anjiyografik tedavilerde uzmanlaşmıştır.
Kariyeri boyunca 5000’den fazla hastaya başarılı tedavi uygulamış, 3500’ü aşkın girişimsel işlem gerçekleştirmiştir. Günümüzde BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nde aktif olarak görev yapan Dr. Yurtlak, damar ve organ hastalıklarında tanısal ve tedavi amaçlı girişimsel radyolojik yöntemlerle hastalarına modern, güvenli ve etkili çözümler sunmaktadır.

